Yapay zekâ çağında öne çıkan yeni beceri: “Crazy skills”
Yapay zekâ çağında hard ve soft skills’in yanına üçüncü bir beceri grubu ekleniyor. “Crazy skills” adı verilen sıra dışı yetenekler iş dünyasında giderek daha fazla değer görüyor.
Çalışma hayatında başarıyı belirleyen “hard skills” ve “soft skills” ikilisine artık üçüncü bir beceri grubu eklendi: Crazy / mad skills.
Adına bakmayın; kavram oldukça mantıklı ve iş dünyasında giderek daha fazla önem kazanıyor.
Brüksel’de olmanın avantajıyla yapay zekâyla gelen trendleri daha yakından takip edebiliyorum. Geçtiğimiz hafta geleceğin iş dünyasına ilişkin okuduğum birkaç raporda bu kavrama tekrar rastlayınca, konuyu sizinle de paylaşmak istedim.
*
İsterseniz, meseleyi şöyle baştan alayım…
Hard skills, kişinin uzmanlık alanındaki teknik ve ölçülebilir becerilerdir.
Soft skills, iletişimden takım çalışmasına, kriz yönetiminden empati ve ikna yeteneğine kadar uzanan kişilerarası becerileri kapsar.
Bu iki tür becerinin dengesi, ideal bir profesyonel ve lider profili oluşturur.
Crazy skills ise Silikon Vadisi’nde ortaya çıkan ve kişilerin nadir, sıra dışı ve çoğu zaman hobiler veya yaşam deneyimleriyle şekillenen becerilerine odaklanan bir kavram.
Diyelim; uzun yıllardır tutkuyla sürdürdüğünüz ama işle doğrudan ilgisi olmayan bir uğraşınız var: Spor ya da sanat alanında istikrarlı bir performans, başarılı bir girişim deneyimi, Ortaçağ tarihine veya Asya sinemasına duyduğunuz derin ilgi, yıllardır roman yazmanız veya uzun mesafe koşucusu olmanız...
Tüm bunlar disiplin, odaklanma, öz-yönetim, merak ve uzun vadeli çaba gösterebilme kapasitenizi ortaya koyduğu için artık iş dünyasında bir avantaj olarak kabul ediliyor.
Yine aynı şekilde, bir kazanın ardından toparlanmak, ciddi bir hastalığı yenmek veya bir süre yurt dışında yaşamak gibi kişisel deneyimler de yüksek dayanıklılık (resilience) kapasitesini gösterdiği için çalışma yaşamında artık karşılık buluyor.
Tabii ki bunda yapay zekâ çağında olmamızın rolü büyük.
*
Bugünün sorusu malum: Yapay zekâ mevcut işlerin çoğunu yok mu edecek, yoksa yeni iş alanları mı yaratacak?
Ben, Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” teorisine inanan iyimserlerdenim. Tarihte her yıkıcı teknoloji önce istihdam kaybı yaratmış, olgunlaştıktan sonra ise çok daha fazla yeni iş alanı doğurmuş. Birçok mesleğin yok olmadan, sadece dönüşme olasılığı bana daha yakın geliyor.
Öngörülerden biri de, sol beyin (mantık, analiz) ağırlıklı çalışanların, sağ beyin (yaratıcılık, sanat) yönü baskın olanların gerisine düşebileceği yönünde.
Bu öngörüye katılsak da katılmasak da, insani becerilerin değerinin artacağı kuşkusuz.
*Katıldığım konferanslarda da hep işaret edilen birkaç noktanın altını çizerek bitireyim:
*Sürekli eğitimi ve kendi kendine öğrenmeyi sistematik bir beceriye dönüştürmek,
*Kendi hikâyeni anlatmayı öğrenmek, (bu konuda ayrı bir paylaşım yapacağım)
*Ekosistemin içinde aktif kalmak ve kendini güncel tutmak,
*Farklı disiplinlerden veya kariyer patikalarından gelen, önemlisi de öğrenmeye açık profillerin iş dünyasında giderek daha fazla tercih edildiğini hatırda tutmak gerek.
“Hayattaki en büyük başarı, kendini sürekli yeniden yaratabilmektir” diyen George Bernard Shaw hâlâ haklı, yani.









