BM’de iklim taslağı oylaması kritik dönemeç
BM Genel Kurulu’nda Mart 2026’da oylanması beklenen iklim taslağı, UAD’nin danışma görüşünü daha güçlü yükümlülüklere dönüştürmeyi hedeflerken ABD metne karşı çıkıyor.
İklim krizinde yeni bir eşiğe mi geliyoruz?
Amnesty International, dünya hükümetlerine çağrıda bulunarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gündeme gelen iklim değişikliği taslak kararının sembolik bir metin olarak kalmaması gerektiğini söylüyor.Bu çağrının arkasında, 2025 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından verilen ve devletlerin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası hukuka dayalı sorumlulukları bulunduğunu ortaya koyan danışma görüşü yer alıyor. Her ne kadar bu görüş hukuken bağlayıcı olmasa da, şimdi BM Genel Kurulu’nda somut ve daha bağlayıcı adımlara dönüştürülmesi hedefleniyor. Taslak metnin öne çıkan başlıkları; emisyon azaltım hedeflerinin güçlendirilmesi,fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması, Paris Anlaşması taahhütlerinin daha iddialı hale getirilmesi,iklim kaynaklı kayıp ve zarar mekanizmalarının kurumsallaştırılması Bu gelişme, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir mesele değil; aynı zamanda hukuki, ekonomik ve jeopolitik bir alan olarak ele alındığını gösteriyor. ABD yönetimi ise BM Genel Kurulu’nda dolaşıma giren iklim kararı taslağını şiddetle eleştiriyor ve desteklemek yerine geri çekilmesi için diğer ülkelere baskı yapıyor, çünkü bu taslağın ICJ’nin hukuki görüşünü aşırı ve bağlayıcı yükümlülükler haline getirmeye çalıştığını ve taslağın bazı ifadelerinin ABD sanayisi ve egemenliğine tehdit oluşturduğunu savunuyor.
Mart 2026’da yapılması beklenen oylama kritik bir dönemeç olacak: Taslak kabul edilirse;iklim yükümlülükleri yalnızca “iyi niyet beyanı” olmaktan çıkarak daha güçlü politik taahhütlere dönüşebilir. İklim zirvelerinde ve uluslararası finans müzakerelerinde devletler için daha sağlam bir hukuki zemin oluşabilir. Taslak reddedilir ise; küresel iklim diplomasisinde gerileme yaşanabilir. UAD’nin danışma görüşünün somut politikaya dönüştürülme girişiminin başarısız olması, küresel koordinasyonu zayıflatabilir.
Sonuç olarak soru şu: İklim krizinde yeni dönem, hukuki sorumlulukların gerçekten eyleme dönüştüğü bir dönem mi olacak, yoksa bir kez daha siyasi irade sınavına mı takılacak?











