Fatih Kısaparmak, Ebulfez Elçibey ile son buluşmasını anlattı

Sanatçı Fatih Kısaparmak, tedavi için Ankara'da bulunan Azerbaycan'ın merhum Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey ile yaptığı duygusal görüşmenin ayrıntılarını paylaştı.

Fatih Kısaparmak, Ebulfez Elçibey ile son buluşmasını anlattı
Fatih Kısaparmak'ı arkadaşı Ankara Radyosu'ndan prodüktör Kürşat Özkök telefon eder; Ebulfez Elçibey'in tedavi için Ankara'ya geldiğini tedavi olduğunu ve gizli tutulduğunu Prof. Mustafa Kafalı aracılığıyla kendisiyle mutlaka görüşmek istediğini iletir.
Kısaparmak, hemen Ankara'ya gider, Elçibey'i ziyaret ederr. Odada ayrıca Prof. Dr. Hatice Paşaoğlu ile Cumhurbaşkanlığı zamanında Elçibey'in özel kalem müdürü Ali Mürseloğlu, Kürşat Özkök ve Ozan'ın menejeri Mehmet Güngör de vardır.
Fatih Kısaparmak anlatıyor:
Elçibey beni ayakta karşıladı.
Mavi bir pantolon, mavi bir gömlek giyinmişti.
O anı hiç unutamam. Merhum Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey beni omuzlarımdan tuttu. Hiç bir şey söylemeden dakikalarca gözlerimin içine baktı.
Belki inanmayacaksınız ama, bu süre bana
5 dakika gibi uzun geldi. Bir süre öylece hiç konuşmadan göz göze baktık.
Sonra beni bir ağabey, bir baba şefkatiyle kucaklayıp bağrına bastı. Tabi ben de onu kucakladım. Bir süre de böyle kaldık. Kollarını sırtımdan çözünce eğilip elini öpmek istedim. Müsaade etmedi. Heyecanlı bir sesle; "Ozanlar kimsenin elini öpmez. Ozanların eli öpülür!" Dedi.
Elçibey'in yorgun olduğunu hissettim. Sesi titriyordu. Başhekim kendilerine oturmalarını söyledi. Elçibey'in sağındaki koltuğa ben oturdum. Solundaki koltuğa İse,Başhekim Nusret Akyürek bey. O arada çay geldi. Halhatır sorma faslından sonra söze yine Elçibey başladı. Hepimiz kulak kesildik:
- "Hayatımda çok büyük idealler arkasında koştum. Önce Kuzey Azerbaycan'in hür ve bağımsız ve müreffeh bir Vatan olmasını istedim. Allah'a çok şükür ki, Azerbaycan artık Sovyet Rusya emperyalizminde bir köle millet değildir. Sonra Güney Azerbaycan'ın da hürriyete kavuşmasını çok istedim. Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşuncaya kadar sakalımı kesmeyeceğim. Bir başka idealim, dünya gözüyle İstanbul'u görmekti. Şu güzelim tecelliye bakınız. 1992 yılında, İstanbul'a Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarak geldim. Beni Üsküdar'a götürmelerini istedim. Üsküdar'a gittik. Sonra Fatih Sultan Mehmet Han'ın orada... Ayak bastığı toprağı eğilerek öptüm. Orayı Vatanımın toprağıdır diyerek öptüm! İstanbul'u görmek, Fatih atamızın İstanbul'a baktığı yerde durmak, onun bastığı toprağı öpmek benim ideallerim arasında idi. Sonra sizi görmek, sizinle tanışmak, sizinle kucaklaşmak istedim. Bu duygunun yüreğimde nasıl yer ettiğini tahmin edemezsiniz. Allah'a çok şükür, bugün bu muradıma da erdim. Size sevgim, Ozanlık geleneğimizi devam ettirmenizi gördükten sonra başladı. Bazı kimseler, Ozan kelimesini yanlış kullanıyorlar. Şairlerimize Ozan diyorlar. Halbuki Şair başka, ozan başkadır. Ozan, yüreğini saza döken, şiirlerini besteleyen, sazıyla birlikte çalıp söyleyendir. Şairin sazı yoktur. Şair bir söz mimarıdır. Yani şair şiir söyler, ızan ise türkü söyler. Türküsünü sazıyla söyler. Ben sizi, Azerbaycan Halk Cephesi'ni kurduğumuz, Bağımsızlık mücadelesi verdiğimiz o hareketli, velveleli, heyecanlı günlerde tanıdım. Televizyon Programlarında dinledim. Sazınızdan ve sözünüzden büyük zevk aldım. Sizi, yalnız ben dinlemedim. Azerbaycan Halk Cephesi üyelerinede sizi dinlettim. Sazınız ve sözünüz her defasında bizim şevkimizi artırdı. Türküsüz millet olur mu? Türkülerimizi yaşatmak, dilimizi, Milletimizi yaşatmak demektir" der.
Kaynak:
Türk Edebiyatı Aylık Fikir
ve Sanat Dergisi