LİTVANYA DA YAŞANMIŞ BİR HİKAYE

Bütün mutlu evler birbirine benzer ve içlerinde şiddet değil, şefkat hüküm sürer

LİTVANYA DA YAŞANMIŞ BİR HİKAYE
Biliyorsunuz, ben Litvanya'dayım. 20 yıl önce, burada; komşu binada gerçekleşmiş bir ölüm, şiddet hikayesinden bahsedeceğim size.

Bir zamanların ünlü Fransız rock grubu Noir Désir’i bilirsiniz. Grubun solisti Bertrand Cantat, o dönemde kız arkadaşı olan Fransız aktris Marie Trintignant’ı Litvanya’da görmeye geliyor.
Aktrisin o sırada Litvanya’da bulunma nedeni, annesinin yönetmenliğini yaptığı filmin çekimlerinin burada sürdürülüyor olması ve Trintignant’ın da o filmin başrolünde oynaması.

Bir akşam, yaşadıkları tartışma neticesinde Bertrand Cantat, aktrise otel odasında fiziksel şiddet uyguluyor ve yere düşerek bilincini kaybeden kadın, birkaç gün sonra da vefat ediyor.

Taksirle öldürme suçundan sadece sekiz yıl hapis cezası alan Cantat, iyi hâl indiriminden yararlanıp, dört yıl sonra hapisten çıkıyor.

*

Bu hikaye şimdilik burada dursun ve size 100 yıl öncesinden bir hikaye daha anlatayım.

*

Bundan 7–8 yıl önce Fransa’da, St Sauveur en Puisaye adında bir kasabaya gitmiştim. Bu kasabayı ziyaretimin nedeni ünlü Fransız kadın yazar Colette’in sıra dışı yaşam öyküsünü öğrenmekti.

1900'lü yılların başı...
Colette, 20 yaşındayken kendisinden 14 yaş büyük, Willy adında, hayatını kitap yayımlayarak kazanan biriyle evlenir. Fakat, maddi zorluklarla boğuşan Willy, düşünür ve şöyle bir çözüm geliştirir:

Karısı Colette’i yazması için her gün saatlerce bir odaya kilitleyecek ve birkaç sayfa yazmadan da kadının odadan çıkmasına izin vermeyecektir.

“Fakat ne yazacağımı ve nasıl yazılacağını bilmiyorum ki.” diyen kadını “Çocukluğunu anlat” diye zorlar.

Bütün bu psikolojik ve fiziksel şiddet altında Colette, otobiyografik unsurların çoğunlukta olduğu, 15 yaşındaki bir kızı konu alan roman yazar.
"Altın yumurtlayan tavuğu keşfeden” Willy, iki yıl boyunca fiziksel şiddeti sürdürerek ona böyle 3 kitap daha yazdırır ve hepsini de kendi yazmış gibi yayımlar.

Colette, yazarlık hayatına böyle talihsiz başlasa da; mücadeleci karakteriyle, erkek egemen toplumda birçok ilki gerçekleştirmesini sağlar.

*

İlk hikayede, Fransız aktrisin, öldürüldüğü sırada bir filmde oynadığını söylemiştim ya. Onun filmdeki rolü neymiş biliyor musunuz?
Yıllarca şiddete maruz kalan Colette’in hayatını oynuyormuş.

Düşünün… İki olay arasında 100 yıl fark var. Değişmeyen tek şey “kadına şiddet”.

Dünyada 736 milyon kadının şiddet görmüş olduğu tahmin ediliyor. Kabaca, bu, her 3 kadından 1'ine karşılık geliyor.
Ve ne acı ki, çoğu kadın yaşadığı şeyin “şiddet” olduğunu dahi farkına varamıyor. Farkına varanların büyük bölümü de sesini çıkaramıyor.

Bir hayatımız var; yapılana, yaşanana ve gördüklerimize sessiz kalmak için çok kısa, değil mi?

Tüm kadınlara dilerim ilham olsun:
Özgürlüğünü kazanıp inandığı gibi bir hayat yaşayan Colette, yaşamı boyunca 80 kitap yazmış ve Fransa tarihinde devlet cenazesi düzenlenen ilk kadın olmuş.

*

Gail Albert'in çektiği fotoğrafa bakarak, şu düşüncemle bitireyim:

Bütün mutlu evler birbirine benzer ve içlerinde şiddet değil, şefkat hüküm sürer.

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker |