İşe alımda etik sınır: İK görüşmelerinde güç zehirlenmesi uyarısı

İşe alım süreçlerinde aday–İK dengesinin bozulması, etik dışı sorgulamalar ve teyitsiz bilgiler hem kurumları hem de profesyonelleri ciddi risklerle karşı karşıya bırakıyor.

İşe alımda etik sınır: İK görüşmelerinde güç zehirlenmesi uyarısı

Gece gece, bayağı deneyimli bir o kadar cebbar bir meslektaşımı, junior ama bir o kadar cevval bir adayın nasıl yerle bir ettiğini öğrendim...

Vaka, mesleki anlamda hayli utanç verici ama aday açısından, "helal be" diyeceğim türden cidden...

Kimse, ben oldum deyip, insanı sınırların haddini aşmamalı... Nihayetinde "Ummadığın taş baş yarar" atasözünü, gencecik bir kız, kocaman adama canlı canlı yaşatmış.

İlginç olan, İK kulvarlarında, aktif çalışan kimse duymamış bunu, oysa sektör güçlü bir fısıltı gazetesidir, bilen bilir. Demek ben, ne zamandır pasifsem... "İşiniz gücünüz yok, çiğdem çitleyip o gazeteyi siz sırtlanıyorsunuz herhalde" diye linç yiyeceğim şimdi, biliyorum da... Dürüst olalım, lütfen ama... En fazla yorumları kapatırım, konu susulacak gibi değil 

Bir İK'cı, her şeyden önce, EVRAKSAL BAZDA karşılaştırma/denkleştirme yaparken gördükleri karşısında, hangi soruları nasıl soracağını iyi belirlemek zorundadır.

Aday görüşmelerini, her iki tarafın da sinir uçlarında yürüdüğü bir cambazlık gösterisine çevirmek, karşılıklı seyredecek, ciddi efor/zaman kaybından öte bir şey getirmez zira... Ama iyi bir şeyleri, bazen beklenmedik şekilde, götürebilir. İnsanın güvenilirliğini gibi, ki bu masanın her iki tarafı için de geçerli işte...

Mesela:

Cevabının keyifli olmadığını elinizdeki donelerden hareketle daha en başından bildiğimiz sorular vardır.

(Bu tip soruları, adayla ilk temasta birebirde sorarsınız, aldığınız cevaplar makul/mantıklı ise, aday görüşmesini bir sonraki safhaya taşırsınız, bu gerek adayı insani/kişisel duruşu ile inceleyerek dair ekibe uygunluğu bazında değerlendirmeniz olur, gerek teknik anlamda, alan ilgilisi ile görüştürerek ilerlemek olur vb vb...)

Bazen, çok kısa bir süre bağlı kalınan ya da keyifsiz bir şekilde yolların ayrıldığı şirketleri, adaylar cv'ye yazmayabilir, bizler işte bunun sebeplerini çok yönlü tahmin ederiz.

Zira, cv, umutla hazırlanan bir vitrindir. Dilli düdük gibi çığırsın istemez aday...

Ama, aklı olan herkes de, yazmadığı her şeyin kendisine nasılsa sorulacağını bilir.

Bundan ötesi, İK tarafında ARAŞTIRMA, aday tarafında DONE SUNMA meselesidir.

Kimse, ben nerelerden geçtim, ya da nerelerden geçenlerin yolda çektiklerini gördüm demeden, ahkam kesmese mi? Hele ki, İK...

Eksik yakalamak istemekle ile doğruyu yakalamak istemek arasında, çok ince bir İYİ NİYET çizgisi vardır.

Kalbiniz temiz olsun. Aday referans vermedikçe, gizliden ve aslında dirsek teması bile olmayan bir x kişisinden iki telefon kelamı ile aldığınız bilgilerle, insanların üzerini çizmek hem meslek etiğine aykırı, hem de büyük vebal...

İspat yükünün altından, havada uçan kelimeler yoluyla alınan ivmelerle kalkılmaz zira... Yarın biri çıkar, "Neden işe alınmadım ya da bu aday neden es geçildi" gibi bir soru ile sizden resmen bir dayanak ister, işin sonunda sadece rezil olmak değil, kendi işinden olmak da var.

Bu özellikle bir İK'cıdan meslektaşlarına ve elinde doneleri olan tüm adaylara tavsiyedir.

A.Ebru Hatipoğlu

turkiyegunlugu.net