YILA HER AYA BİR SORU BIRAKARAK BAŞLAMAK
Mine Kobalt Ok'un kaleminden, felsefe ve sosyal düşünce ekseninde kurumsal dünyaya iyi sorular bırakan 12 aylık okuma ve düşünme yolculuğu.
Merakla Düşünmek
Ocak ayının ilk günlerinde yeni yıla sözler vermeye sanırım hepimiz alışığız. Bu yıl kendi sözümü bir merak ekseni tanımlayarak düşünmek ve yeni sorular kurgulamak üzerinden vermek istedim. Bilmediklerimizin bildiklerimizden daha da fazla olacağı bir yıla girerken yeni sorularla pratik yapmak Yönetim Kuruluna da iyi gelebilir. Her ay için aklımdaki kitabı yılın ilk Pazartesi sabahında paylaşmak istiyorum. Bazı kitaplar benim için yeni, bir kaç tanesi de daha önce okuduklarım arasından bugünün meseleriyle yeniden konuşabileceklerini düşündüklerimden…
Niyetim ise hepimize tanıdık gelecek yerden, kurumsal dünyaya, liderliğe ve birlikte yaşama deneyimimize, hazır reçeteler yerine sadece iyi sorular bırakabilmek.
01. Ocak | Biz Hiç Modern Olmadık – Bruno Latour
Yeni bir serinin hevesiyle ve belki de biraz zor bir okumaya başlama cesaretiyle başlıyorum. Latour, bugün modernliğin değil, modernlik iddiamızın çöktüğünü söyler. Doğa ile toplumun, bilim ile politikanın, insan ile insan-dışının birbirinden net çizgilerle ayrılabileceği fikrinin hiçbir zaman tam olarak işlemediğini hatırlatır.
Parçalara ayırdığımızda daha iyi yöneteceğimize inanmış olsak da, bugün kurumsal dünyanın belirsizlikler karşısında zorlanması belki de bu varsayımın doğal bir sonucudur.
Ocak ayı için masadaki soru şu: Gerçekten ayrıştırarak mı anlıyoruz, yoksa bağlantıları mı kaçırıyoruz?
02. Şubat | Nesir Fikri – Giorgio Agamben
Kütüphanemde bir süredir sırasını beklediği için de olabilir, bu ay Agamben’i öne almak istedim. Agamben, düşünceyi yalnızca ne söylediğimizle değil, nasıl söylediğimizle de ilişkilendirir ve felsefeyi bir içerik üretiminden çok, bir ifade biçimi ve hatta bir yaşama seçimi olarak ele alır.
Kurumsal dünyada peşinden koştuğumuz “kesin ve net yanıtlar”ın yerine, açık uçlu düşünme pratiklerini koymak mümkün mü? Şubat ayı, bu sorunun kapısını aralamak için iyi bir durak olabilir.
03. Mart | İnsanlık Durumu – Hannah Arendt
Arendt’le birlikte şu sorunun etrafında dolanmak istiyorum: İnsan dediğimiz şey, ne yaptığıyla mı tanımlanır; yoksa ne ürettiğiyle mi?
Arendt, insan yaşamını emek, iş ve eylem üzerinden düşünürken, özellikle eylemi merkeze alır. Bu yüzden insanı verimlilik, performans ya da çıktı üzerinden değil; sorumluluk ve çoğulluk üzerinden okur. “İnsan kaynağı”, “yetkinlik”, “çıktı” gibi kavramları yeniden düşünmek için Mart ayı iyi bir fırsat.
Kurumlar insanlardan yalnızca daha çok üretmelerini bekliyor olamaz; belki birlikte bir şeyleri başlatmalarını da bekleyebilir.
04. Nisan | Felsefe Dersleri – Simone Weil
İlkbaharla birlikte, Simone Weil’in dikkatli ve cesur düşüncesine kulak vermek istedim.
Weil için düşünmek, kavram üretmekten önce dikkat etmeyi öğrenmek demek... Adalet, güç, emek ve özgürlük gibi büyük meseleleri gündelik hayatın içinden konuşur; kırılganlığı dışlamaz. Hızlı kararlar ve net duruşlar peşinde koşarken, gözden kaçırdıklarımıza yaklaşmak için iyi bir eşlikçi olabilir.
Belki de liderlik, her şeye hâkim olmaktan çok, dikkatini doğru yere verebilme meselesidir.
05. Mayıs | Yitik Paradigma: İnsan Doğası – Edgar Mori
Morin’in itirazı sade ama kararlıdır: İnsanı tanımak adına onu tek bir disipline ya da kavrama sıkıştırma alışkanlığımız. İnsan aynı anda düzen ve kaos, akıl ve duygu, bireysel ve kolektif, doğa ve kültürse; belki de bizi yoran, bu karmaşıklığı sürekli sadeleştirme çabamızdır.
Belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışmadan, birlikte yaşamayı düşünmek; kurumsal dünya için de iyi bir başlangıç olabilir.
06. Haziran | Felsefe Nedir? – Deleuze & Guattari
Deleuze ve Guattari’nin bize daveti reçetelerin ve hızla tüketilen uygulama örneklerinin dışına çıkmak için gelir. Yapay zekâ ile nasıl çalışacağımızı konuşurken, belki de önce düşünceyi nasıl üreteceğimizi yeniden sorabiliriz. Haziran ayı bu soruya ayrılmış olsun.
07. Temmuz | Yoruma Karşı – Susan Sontag
Yaz aylarında modern düşüncenin yorucu bir refleksine itiraz etmek iyi gelebilir. Her şeyi anlamlandırmak zorunda mıyız, yoksa bazı şeylere sadece temas etmek yeterli mi? Aşırı yorumlama alışkanlığımız, ilişkileri daha mesafeli ve steril hâle getiriyor olabilir mi?
Belki de liderlerden beklediğimiz, her şeye cevap vermeleri değil; deneyime açık olmalarıdır
08. Ağustos | Pasajlar – Walter Benjamin
Benjamin’i bu kez modernliğin hızına karşı, yavaş ve dikkatli bir yürüyüş için okumak istiyorum. Anlamı fragmanlarda arıyorsa, gündelik hayatın küçük ayrıntılarında da kaybolmuş bir sezgiyi hatırlayabiliriz.
Strateji her zaman ileriye koşmak anlamına gelmeyebilir; bazen dikkatle dolaşmak da yeterlidir.
09. Eylül | Sonsuza Tanıklık – Emmanuel Levinas
Levinas bize bir insanı ya da durumu “anlamanın” her zaman masum olmadığını hatırlatır. Ötekini kendi kavramlarımıza yaklaştırmaya çalıştığımızda, onun potansiyelini de yönetmek isteyebiliriz. Güç dengelerinin etrafında dolaşırken, bilgi ve etik arasında olası bir seçim söz konusu olduğunda Levinas’ın tarafı aklımızda kalacaktır, tabi ki etik. Biraz rahatsız edici bu soru için güzel bir mevsim seçimi olabilir.
10. Ekim | İnsanın Eskimişliği – Günther Anders
Kabul ediyorum, Ekim ajandası iki ciltle biraz iddialı oldu. Ancak teknoloji felsefesi için ve Yönetim Kurulu için zor ve kaçınılmaz sorularla birlikte gelecek bir ay olacak, çünkü Anders’in sorusu bugün belki her zamankinden daha kilit “İnsan, kendi yarattığı dünyaya yetişebilir mi?”
Bir şeyi yapabiliyor olmamız, onu yapmamız gerektiği anlamına gelir mi?
11. Kasım | Şey-Olmayanlar – Byung-Chul Han
Gözleriniz Han’ı aradıysa Kasım ayında kendisini yeniden Yönetim Kurulunda davet edeceğiz gibi görünüyor. (Muhtemelen yılın bu zamanına kadar dört- beş yeni kitabı da gelmiş olur.) Merakla kendisiyle birlikte soracağımız soru ise; Etrafımız bu kadar doluyken, neden bu kadar az “şey” var?
Han’ın eleştirel lensi, yorgunluğumuzun ardındaki nedenleri daha berrak görmemizi sağlayabilir. Şeylerin kaybolduğu bir dünyada, belki de soruyu artık dünyaya değil, kendimize sormamız gerekir.
12. Aralık | Çok Bilen Özne – Bülent Somay
Yılın kapanışını, bütün bu soruların ardından biraz ironik bir tonda yapmak istedim. Çok bilmenin bedeli olarak, dünyayla aramıza yeni perdeler çekmiş olabilir miyiz?
Bildiklerimiz ya da bilmek için gösterdiğimiz çaba, bizi nasıl bir özneye dönüştürüyor olabilir? Bilgiyle merakı yeniden aynı cümlede düşünmek istersek, Somay iyi bir eşlikçi olabilir.
Ez cümle 2026’nın ne vadettiğini bilemesem de, iyi soruların peşinde koşarak, bahçemi biraz daha güzelleştirebileceğime inanıyorum.
Merakımızı büyüttüğümüz, birlikte düşündüğümüz bir yıl olsun
Mine, Urla
Mine Kobal Ok
- minekobalok.com (Kişisel)
- mct.com.tr (Şirket)













