Twitter’ı satın aldıktan sonra Elon Musk’ın yaptığı bir dizi güncellemeleri duymayanınız var mı?

Sosyal medyayı mahallemizdeki bir market gibi düşünelim.

Twitter’ı satın aldıktan sonra Elon Musk’ın yaptığı bir dizi güncellemeleri duymayanınız var mı?
Twitter’ı satın aldıktan sonra Elon Musk’ın yaptığı bir dizi güncellemeleri duymayanınız var mı?

Twitter binasına lavabo ile girmeler, bot hesapların kaldırılması, konuma göre onaylı tik renkleri, çalışanları kovmalar neler neler?

Elon Musk bunları ‘bi bildiği varda yapmıştır’ denile dursun, çayınızı kahvenizi alın gelin ben size sosyal medya algoritmalarının aslında bizi nasıl sadece kendi görüşlerimiz ile zehirlediğini ve bizi hipnotize ettiğini anlatayım.

Sosyal medyayı mahallemizdeki bir market gibi düşünelim. Tam da bizim hoşumuza gidecek şeylerle dizayn edilmiş ama neden? İçeriye girelim, içerde kalalım ve daha çok alışveriş yapalım diye.

İşte sosyal medya da tıpkı bu market gibi içeride sizi tutmak için algoritmaları kullanır ve size hoşunuza gidecek şeyler gösterir.

Siz bir arkadaşınızın kedi paylaşımını beğenirsiniz. Hemen size kedili paylaşımlar göstermeye başlar. Başka arkadaşlarınız köpek paylaşsa bile size köpek paylaşımlarını göstermez.

Neden?

Çünkü sizi mutlu etmenin yolunu öğrenmiştir. Dikkatinizi dağıtmadan sizi içerde tutmayı amaçlar ve sadece hoşumuza giden şeyleri göstermeye başlar.

Ve siz hep sonraları hoşunuza gidecek paylaşımlar görmeye başlarsınız (Sosyal medyada nasıl içerikler hazırlanması gerektiğine dair bir püf nokta:)

‘Filtre Balonu’na’ hoş geldiniz... (mi acaba?)

Filtre Balonu ve Yankı Odası'nı daha iyi anlamak için Siberbalkanizasyon'a da bakmalıyız.

Yugoslavya'daki bölünme hareketleri sonrasında ortaya çıkan toplulukları anlatan bu kavram, insanların kendi görüşlerine daha yakın insanlar ile gruplaşmasını ve aynı düşünmeyen kişiler ile düşman olmasını anlatıyor.

Örneğin Twitter akışta sürekli;

Evet, hep sen haklısın!
En iyi düşünceye sen sahipsin!
Senin gibi düşünen ne kadar çok kişi var, bak!
Bu haber seni doğruluyor!

Telkinleriyle adeta bizi hipnotize ederek kendi görüşlerimizle zehirleyen bir yankı odasında, hapisteyiz.

Öyle ki karşıt görüşlerin etkileşim havuzuna bile düşmesine izin vermeyen, diğer düşüncelere karşı bizi körleştiren biraz daha robotlaştıran gerçekle bağımızı kopartan yeniden programlı benliklere sahibiz artık.

Empati yok,
Makulu aramak yok,
Anlayış yok,
Dinleme yok...

Sanırım biz çoktan bu yankı odalarında delirdik. Ama öyle temiz delirme falan değil. Saldırıyoruz.

Tamam da bu yok'ları yapsa yapsa

eğitimsiz, kültürsüz, cahil kişiler yapar diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Tamam, bunlarda yapıyor ama işin ironik tarafı ne biliyor musunuz?

Gazeteci Jonathan Chait Ağustos 2010'da The New Republic için yazdığı bir yazısında partizan kişilerin inançlarını doğrulayan haber kaynaklarını tüketmeye daha meyilli olduklarını ve eğitimi yüksek insanların politikayla ilgilenmeye ve dolayısıyla partizan olmaya daha yakın olduklarını tespit etmesi.

Balonlar çocukken hem cazip hem de eğlenceliydi. Şimdi ise bir balonun içindeyiz ve orada yaşıyoruz. Üstelik mutluyuz ama gerçek değil. Delirdik ama temiz değil.

Sahi bu balonu patlatıp odadan çıkabilenler var mı?

Feden Çetiner

Sanal Girişimci | Sosyal Medya Uzmanı 
Resim önizleme