YENİ YILDA ŞİMDİYE DAİR BİR DİLEK

Yıl sonunu bir kapanıştan çok eşik olarak ele alan bu yazı, Kronos ve Kairos üzerinden zaman, kültür ve cesaret kavramlarını tartışıyor.

YENİ YILDA ŞİMDİYE DAİR BİR DİLEK

Zaman, kültür ve yeni yıla girerken biraz kişisel bir niyet…

Aralık ayının sonundayız. Hepimizin ajandaları arka arkaya toplantılar ve sunumlarla dolu… Yıl sonu değerlendirmeleri, yeni yıl bütçeleri, hedeflere hazırlık içinde kurduğumuz cümleler de çok tanıdık bir yere düşüyor: “Bu yılı da kapatalım”

Bu cümle çok masum gelse de, hatta takvim bu konuda gayet ikna edici olsa da içinde güçlü bir varsayımı taşıyor: “Bir şeyler bitiyorsa, etkisi de bitmiştir. Yeni yıl başladığında, her şey yeniden başlar.” Bazen ruhumuz böyle olmasını istese de, insan hayatında ve kurumsal dünyada sanırım pek az şey gerçekten bitiyor, ya da bitmek için takvimleri bekliyor.

Takvim yılları değişse de, stratejilerimiz ve ölçtüğümüz OKR’lar/ KPI’lar bize bir yön gösterse de kültür daha özgür bir halde günlük karşılaşmalarla yaşamayı seçiyor. Bu yılın son Pazartesi sabahında davetim yıl sonuna bir kapanıştan çok bir eşik olarak yaklaşmayı denemek…

İki Zaman, İki Antik Tanrı

Antik Yunan’dan tanıdığımız Kronos’un zamanı günler, haftalar, yıllarla ölçebildiğimiz, akıp giden, kimi zaman unutturan, kimi zaman da her derde deva olan, kontrolümüzün ötesindeki zaman…

Ancak başka bir zaman tanrısı daha var; Kairos. Niteliksel zaman ya da doğru an, kaçırıldığında geri gelmeyen fırsatlar… Kairos’u mitolojide uzun perçemlerinden tanırız, onunla sadece yüz yüze geldiğimizde ve tam zamanında kendisini yakalayabiliriz. Arkasından kovalamanın bir anlamı olamaz, çünkü sadece perçemleri vardır. Ve onu hızlandıran kanatları…

Kronos bize “yetişmelisin”, “hızlanmalısın”, “planlamalısın” ve tabii ki “ölçmelisin” derken, Kairos ise daha sade ve derin bir soru diye sorar: “Şimdi mi?”  Kairos, bir konuşmada, bir göz temasında, bir sessizlik anında ya da yerinde sorulmuş meraklı bir soruda olur. Kültür de büyük ölçüde doğru karşılaşmalarla ve Kairos ile ilgilenir. Yeni yıl da tam böyle bir an olabilir… Yeni bir başlangıç olduğu için değil, aynı şekilde devam etmeme olasılığını taşıdığı için…

Bir Kişisel Not

2025 benim için hareketli ve kendi dünyamda bolca şükür dediğim bir yıl oldu. Çok seyahat, farklı sektörler, farklı kültür projeleri ve liderlik hikayeleri ile çalıştım.

Bugün küçük bir mola verip baktığımda ise, modern düşüncenin ilk yıllarından Rene Descartes’in mirasıyla hala yüzleşmeye devam ettiğimizi söylebiliyorum. Dünyayı ikiye ayırmayı çok sevdik;

* Akıl - duygu

*Teknoloji/ iş – insan

*Profesyonel hayat – özel hayat

Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ve hissediyoruz ki liderliği/ kültürü sadece akılla, iş hedefleriyle açıklayamıyoruz/ yaşayamıyoruz. Her diyalogun içinde deneyimliyoruz, doğru bir ses verebilme ya da sessizliğin gücünü seçme fırsatını yakalayabildiğimizde, sınandığımız o sahneleri büyüme hikayelerine dönüştürebiliyoruz.

Peki, kültür kesintisiz akarken, bilinçli ve kısa molalar verebiliyor muyuz? Hem kendimizi hem de birbirimizin nasıl olduğunu merak etmek için

Bir Ritüel Olarak: Yeni Yıl

Yeni yıl da böyle bir eşikse, kolektif bir ritüel olarak da tanımlamak hoş olabilir. Byung-Chul Han’dan ilhamla ritüelleri güzellemeye çalışırsam, geçmişe ait sıkıcı tekrarlar yerine bizi şimdiye davet eden fırsatlar, belirsizliğe karşı panzehir olarak da görebilirim.

Günlerin en kısaldığı bu aylarda yeni yıl parıltısı ve neşesi hepimize umudu hatırlatsa da, bahsetmek istediğim ritüel büyük bir etkinlik değil, şimdiki zamanda sorduğumuz bir soru da olabilir, içinde biraz cesaret olsa yeterli olacaktır.

Buradan da yeni yıl dileğime gelmiş oldum: Cesaret

Tüm dönüşüm hikayelerinin dönüm noktası olan cesaret…

Bir kahramanlık değil, kırmızı pelerini olmasa da olur, daha çok gündelik bir varoluş hali

* Bayrak kaldırıp o soruyu sorabilmek

* Belirsizlikle ve yanıtları alamadan hayata devam edebilmek

* Ya da birden fazla yanıtla, ikilemlerle kalabilmek

* Gülebilmek, eğlenebilmek

* Merakta kalabilmek ve diğerinin merakını mesele edebilmek

* Daha oyuncu ve daha hafif olmayı seçebilmek

 O kadar da ciddiye almamak belki de…

Eğer ciddiye almazsam olmaz derseniz Spinoza’ya doğru yaklaşıp kendimizi hayatın merkezinde görmeden, yaşamda kurabildiğimiz bağları ciddiye alabiliriz.

Önemli olan yargılamak değil, anlamaktır.

Spinoza

Yeni Yıl Notum

Ocak ayında sıfırdan başlamayacak olsak da, belki Kairos’un perçemlerini fark edebildiğimiz sahnelerimiz artar.

Ruhumuz daha ferah olur, umudumuz ve cesaretimiz çoğalır. Yaşamın içinde daha renkli bağlar kurar, müziğin sesini daha fazla duyarız.

Mine, Göktürk

Mine Kobal Ok

Curious Thinker I Reimagining Leadership I Reshaping Culture