Brigitte Bardot’un sinema, Saint-Tropez ve aktivizm mirası

Brigitte Bardot’un 1950’lerde Saint-Tropez’i küresel bir simgeye dönüştüren sinema etkisi, kadın özgürlüğü tartışmalarındaki rolü ve hayvan hakları aktivizmiyle bıraktığı kültürel miras.

Brigitte Bardot’un sinema, Saint-Tropez ve aktivizm mirası

Yazın Airbnb'den kiraladığım ev, tesadüfen, Brigitte Bardot'un çok meşhur ettiği sahil kasabasında çıkmıştı.

Bu kasaba, pırıl pırıl denizi, dar ve karekteristik sokaklarıyla güzeldi elbette lakin burayı esas özel kılan, yılaaaar yıllar önce bir filmin ve bir kadının buraya kattığı ruh idi.

1956’da Roger Vadim’in yönettiği "VeTanrı Kadını Yarattı" filmi burada çekildi. Brigitte Bardot dokunuşuyla sahil kasabasını sadece film seti olmaktan sonsuza dek çıkardı.

Bardot, sinema kariyerinin başlarından itibaren basının yoğun ilgisi ve paparazzilerin baskısından sıkılmıştı. Daha sade bir hayat arayışına yöneldi.
Evet, kasabayla bağı film vasıtasıyla başlamıştı ama sadece 2 yıl sonra "La Madrague" adlı evi satın aldı. Bu ev ona yuva olmanın ötesinde, doğayla iç içe, deniz kıyısında huzurlu bir yaşam şansı verecekti. La Madrague, Bardot’un yaşam tarzının bir parçası oldu ve şarkısına da ilham verdi.

Saint Tropez için Bardot’un etkisi o kadar büyüktü ki, küçük bir kasaba iken gel zaman git zaman uluslararası cazibe merkezine dönüştü.

1970’lerin başında hayvan haklarına duyduğu derin empati ile bir aktivist oldu ve bu duyarlılık hayatının sonuna kadar sürdü.

Biliyorsunuz daha sonra Fondation Brigitte Bardot isimli bir vakıf kurarak hayvanların refahı için kampanyalar yürüttü ve küresel düzeyde farkındalık yarattı.

La Madrague’da birçok hayvanla yaşadığı ve onlara baktığı malum; duruşu onun kişiliğinin samimi tarafı olarak görüldü.

Beyazperdede fırtınalar estirirken, 1973 yılında, daha 39 yaşında sinemayı bıraktı.
Bunun en temel sebepleri arasında sektörde kadınların nesneleştirilmesi ile kendi yaşamına ve hayvan haklarına daha fazla odaklanma isteği vardı.

Sinemada bir kadın aktrist olarak döneminin tabularını yıkan bir iz bıraktığı hususunda bütün eleştirmenler hemfikirler.

Nedeni ise belli.
20.yüzyılın toplumsal dönüşümünün kadın sembolü olması muhakak.

Simone de Beauvoir gibi entelektüeller onu, “kadın özgürlüğünü somutlaştıran figür” olarak değerlendirdi. Görüşleri toplumsal hayatta güzelliğinin ötesinde bir etkisi olduğunu ispatlar.
Bundan sebep, Brigitte Bardot’a dair değerlendirmeler onun kültürel kırılma sebebi görülmesine neden olmuştur.

1950'lerin sinemasında kadın karakterler çoğunlukla, korunmaya muhtaç, erkeğe bağlı,
utangaç olarak betimlenirken; BB'un canlandırdığı kadınlar kendi bedenini sahiplenen, seçen, isteyen, hayır diyen karakterlerdi.

Beauvoir, Bardot üzerine kaleme aldığı ünlü denemesi, "BB par elle-même" ile "kadın özgürlüğü ve özgüveni yeniden tanımlanıyor" der.

Beauvoir’ın dikkat çektiği şey tam olarak şudur;
BB’un cazibesi güzelliğinden ziyade özgüven ve iradesinden kaynaklanmaktadır.

Bu dünyadan BB bir yıldız gibi geçti.

Onun hikayesi, sanat ile aktivizmin, zarafet ile mücadelenin bir arada varolabileceğini anlatıyor, bence.
Bardot bir ikon olmanın ötesine geçerek dünyaya dokunan bir yaşam sürdü. Bugün ardında sadece filmleri değil duyarlılık, sorumluluk ve tutkuyla şekillenmiş bir miras var...

Ve Tanrı Kadını Yarattı 
İlgisini çekenler için trailerını paylaşıyorum 

https://youtu.be/Kmqv88jWhyE?si=hllvqOxTV7wfS3Qh

Onur Küçükkaramıklı

Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology