BAHAR TEMİZLİĞİ

Toplumsal önyargılar, kadınlara yönelik kalıp yargılar ve çağdaşlık anlayışına dair sorgulayıcı bir yazı: Dikenlerimizden arınarak nasıl daha şefkatli bir toplum olabiliriz?

BAHAR TEMİZLİĞİ


İçimizde hep başının okşanmasını bekleyen küçük bir çocuk var. Kırılgan, naif… Yaralanıp örseleniyor çoğu zaman. Herkesin yarası farklı kabuk bağlıyor. Bazılarınınki kabuk bağlamak yerine dikene dönüşüyor. Dikeniyle gidip bir başkasını yaralıyor.

Sanki toplumumuzda giderek artan aşırı tepkilerin, öfke ve şiddet sarmalının temelinde bu ortak sorunumuzu görememek yatıyor.

Dikenlerimizi nasıl temizleyeceğiz? Birbirimize nasıl iyi geleceğiz? Bu sorular sizin için de önemliyse yanıtları birlikte arayabiliriz.

Başlangıç için, buraya, kuramsal bir bilimsel iddiam olmadan, sadece gözlem ve analize dayalı iki tespit bırakacağım:

Çağdaşlık, içki içmek ve şehir kıyafeti giymek değildir. Kültürel olarak en az iki veya üç kuşak boyunca bunları yapagelmiş olanların köy yaşamından bir kuşak önce veya yeni çıkmış olanlara göre bir üstünlüğü olduğu algısı yaralayıcı. Tepeden bakarak bu algının beslenmesi çatışma üretiyor. Bunu bıraksak ne iyi olur. Elimizde “çağdaşmetre” yok. “Çağdaş”lık bu kadar kolay olmaz. Herkes kendi meşrebince yaşasın, yargılamayalım. Tek sınırımız hukuk kurallarına uymak. (Bu konuda en keskin davrananlar, köy geçmişleri ile arasına mesafe koymak isteyenler olabilir çünkü sanırım zamanında onlar da yargılanmışlar, yaralanmışlar ve dikenleri çıkmış.) İnsanlık, “çağdaş”lıktan farklı bir şeydir. Derindir, kadimdir, bilgedir.

Bir kadının gülmesi, serbest giyinmesi, özgüveni ve rahatlığı, “kötü kadın”, “hafif kadın” olması demek değildir. Kendisine mal gibi değil insanca davranılan kızlar böyle davranabilir. Tabii ki bu durum, okusun okumasın, köyde büyüsün kentte büyüsün aynı zamanda bir kadının mizacı meselesidir. Sonuçta hepimiz insanız. Kimi cıvıl cıvıldır, kimi fettan, kimi çekingen, kimi soğuk. Kadını ürün paketi gibi etiketleyip baskılamak ve tüm kimliğini bir başörtüsü takıp takmamasına indirgemek büyük bir haksızlık. “İffet” bu kadar kolay olmaz. Herkes kendi meşrebince yaşasın, yargılamayalım. Elimizde "iffetmetre" yok. Bu konuda en keskin davrananlar insanın cinsel boyutuna atfedilmesi gerekenden daha fazla takılanlar ve tinsel boyutunu ıskalayanlar olabilir.

Ben iki tespitle başladım, gerisini siz getirin.

Dikenlerimizden kurtuldukça milletçe daha çok kucaklaşıp sarılabileceğiz değil mi? Şiddetin yerini şefkat alacak.

Buraya anayasamızdan bir özlü söz bırakmazsam olmaz:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.”

Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun

Erenköy İlkokulu/Robert Kolej/ İÜHF/ MJur-MSt University of Oxford 

https://avesis.akdeniz.edu.tr/aboztosun/

turkiyegunlugu.net