YANLIŞ İNANIŞLAR
Toplumda yaygın ancak hatalı inanışlar nasıl oluşuyor? Ispanak ve demir efsanesinden 10 bin adım kuralına kadar birçok yanlış bilginin kökenini ve etkilerini ele alıyoruz.
Bir Alman kimyager, 1870'lerde yaptığı “küçük” bir yanlışlıkla bugüne dek uzanacak bir efsanenin doğmasına yol açmıştı. 100 gr ıspanakta 3,5 mg yerine 35 mg demir olduğu bilgisini yazınca ve bu yanlış bilgi de ansiklopediden ansiklopediye aktarılarak yayılınca ıspanak bütün dünyada adeta bir “demir madeni” olarak görülmeye başlandı.
Diğerlerinden içerik olarak hiçbir üstünlüğü olmayan bu sebzeye ilişkin algı 1929'da yaratılan ve güç kazanmak için sürekli ıspanak yiyen Temel Reis (Popeye) çizgi film karakteriyle de pekişti tabii.
Bana ilginç gelen ise şu:
Yanlış bir bilginin kültürleri aşan bir referansa dönüşmesi ve kaç neslin sadece yararlı olduğu inancıyla, zevk almayarak yediği onca ıspanak.
*
Yine bu basit “evrensel yanılgı”lara örnek olarak; “Kahvaltı günün en önemli öğünüdür.” veya “Günde üç öğün yemek gerekir.” ya da
“Her gün 10 bin adım atmak ömrü uzatır.” gibi fikirleri, inanışları verebiliriz sanırım.
20. yüzyılın başında Kellogg Kardeşler’in mısır gevreğini piyasaya sürerken hafif tahılla ve sütle yapılan bir kahvaltının daha sağlıklı olduğunu iddia etmeleri ve tam bu dönemde Amerika’da okullarda kahvaltıyı teşvik eden programların devreye alınması “kahvaltı atlanmaz” inanışının yaygınlaşmasında etkili.
Çalışanı daha verimli ve üretken kılmayı amaçlayan kapitalist düzenin hem bu inancın hem de üç öğün yemek alışkanlığının yerleşmesinde de payı olduğu kuşkusuz.
Aynı benzerliği, günde 10 bin adım efsanesinin öncüsü sayılan ve ismi “10 bin adım sayacı” anlamına gelen Japonya’daki Manpo-kei cihazının satışa sunulmasında ve ardından Japonya Sağlık Bakanlığı’nın 2015 yılında 10 bin adım atmayı resmi olarak tavsiye etmesinde de bulabiliriz.
Eminim sizin de aklınıza, hatalı yaygın inanışlara ilişkin basitten, kompleks olanlara doğru birçok örnek gelecektir.
*
Peki neden bunlara inanıyoruz?
Çünkü, bu karmaşık ve belirsiz dünyada kendimize sadeleştirilmiş çözümler, kestirme yollar ve basit kılavuzlar arıyoruz.
Fakat meseleyi günde 10 bin adım atmak veya günde üç öğün yemek gibi fizyolojik ihtiyaçlardan biraz daha öteye taşıdığımızda içine düşebileceğimiz evrensel yanılgıların niteliği de, etkisi de değişiyor.
Örneğin, teknolojik ilerleme her zaman toplumsal refahı artırır mı? Veya her şeyin doğal olanı sağlıklı ve iyi midir gerçekten? Rasyonel düşünce her zaman en güvenli yol derken duygusal zekânın rolünü göz ardı etmiş olmaz mıyız?
Sanırım bize şu çağda en çok gerekli iki şey var:
1.Bilinçli bilgi tüketimi
2.Eleştirel düşünce
… ve aklıma gelen, peşine takılmayı önerdiğim düşünce şu:
Doğru yolda yavaş yürümek, yanlış yolda hızlanmaktan iyidir.









