30 EKİM

Gündelik devinimlerin içinde aptalca şeylere kendimizce üzülürken, birdenbire oldu her şey.

30 EKİM
30 EKİM
Hani derler ya, sen gelecekle ilgili planlar yaparken hayat da boş durmaz ve sana dair planlar yapar…
Gündelik devinimlerin içinde aptalca şeylere kendimizce üzülürken, birdenbire oldu her şey.
Bir gürültü, bir ses ve ardından gözle görünmeyen bir kasırga esti sanki evde. Saat 14.50 yi gösteriyordu. Oturduğum kanepeden kalkamadım bile. Yaşam üçgeni oluşturmanın falan hikaye olduğunu anladım. Korkuyla etrafıma bakarken mutfaktan kırılan eşyaların gürültüsünü duyuyordum sadece. Çekmeceler sarsıntının şiddetiyle her biri ayrı sesler çıkararak açılıyordu. Odalardan bir şeyler gürültüyle düşüyor ya da bir yerlere çarpıyordu. Ve bitmiyordu, bitmiyordu. Korku filmi gibiydi. Çaresizce bitmesini beklerken kalbimin sesi kulaklarımda atıyordu. Dışarıdan feryatlar yükseliyordu. Tüm bu yaşananlar can pazarıydı. Herkes can havli ile kendini sokağa atıyordu.
Uzunca bir süre sonra durdu sarsıntı. Söylenildiği gibi On beş saniye falan da değildi. 45 saniye belki de daha fazlası.
Hiç bitmeyecek gibi gelen sarsıntı nihayet bitmişti. Bir süre sonra kalkabildim yerimden dizlerim titreyerek…
Sonra bütün gün dışarıda kaldık. Sokağımızda hiçbir apartmanda hasar yoktu. Ucuz atlattı İzmir diye konuşurken komşularla. Telefonlarım çalmaya başladığında çok şaşırmıştım nerden öğrendiler diye. Akrabalarım, arkadaşlarım arıyordu Ankara dan . Hepsi üzgün ve merak dolu bir sesle konuşuyordu. Kaç şiddetinde olduğunu bile onlardan öğrendim. Çok şükür ucuz atlattık diye sevinirken, Yıkılan apartmanları ve canların göçük altında kaldığını ancak akşam eve geldiğimizde anladım. Sevinemedim yaşıyorum diye. Televizyonu açtığımda ikinci bir şok olmuştu bu görüntüler. Ağladım ağladım. Dua ettim sağ kurtulsunlar diye…
Keşke böylesine ucuz ölümler olmasaydı dedim kendi kendime. Saniyeler içinde ölünebiliyordu işte. Yuvaları mezar oluyordu masum insanlara. Peki ne için ? Yapsatçıların cebine biraz daha akçe girsin diye…
Yarın bir hafta olacak. Kendimce sorguluyorum, kendimce üzülüyorum. Sanırım biraz zaman alacak toparlanmam…
Martta korona ile başlayan süreç, izole olmakla başladı. Ev hapsinde kaldık , ne yapacağımızı bilemedik. Görünmez bir düşmana karşı mücadele ediyorduk. Sosyal hayatımız bitti. Eşimizi dostumuzu göremez olduk. Bir dostumuza sarılmayı unuttuk. İçimizdeki zemberek gerildikçe gerildi. Sonra deprem tüy dikti bu sürece. İçimdeki zemberek koptu.
Yaşamım boyunca, Kalp krizi geçirdiğimde bile yaşama sevincimi kaybetmemiştim. Ama şimdi yaşamanın anlamını sorgulamaya başladım. Ufkumuz her anlamda zifiri karanlıkken, hayatta olmanın ne anlamı vardı ki… Tünelin ucundaki ışığı görmek istiyorum. Hep beraber Milletçe ağız dolusu gülelim istiyorum artık…
Mutsuzum, umutsuzum. Onca yoksulluk, onca işsizlik , onca kadın cinayeti, tecavüz alıp başını gitmişken yeniden güler mi yüzüm bilmiyorum… Eski güzel günlerimizi bir yerinden yakalayabilmek istiyorum… Baharda erik ağaçlarıyla beraber çiçek açabilmek…Yeniden mutlu olup insan gibi yaşayabilmek istiyorum…Güzel ülkemizin artık yüzü gülsün istiyorum. Umuyor ve diliyorum…
Birgül 05.11.2020