Şiddet artacak diye 1990’larda yazmaya başladım

Türkiye’de ruhsatsız silahların yaygınlaşması, şiddet eğiliminin artması ve hukuk sisteminin caydırıcılığını yitirmesi toplumda derin bir güvenlik krizine yol açıyor.

Şiddet artacak diye 1990’larda yazmaya başladım
Şiddet artacak diye 1990’larda yazmaya başladım
Silahla sorun çözeceğini sanan gafiller
Türkiye silahı içki ve sigara kadar tehlikeli bulmuyor. Bir silah cennetine dönüşen Türkiye’de iki milyon ruhsatlı, beş milyon ruhsatsız silah var. Silah taşıyanlar için cennet olan ülkemizin taşımayanlar için bir cehenneme döndüğünün haberleri üçüncü sayfaları süslemekte her gün.
Uyurken çocuklarını, bebeklerini, eşlerini yitiren acılı ailelere geçenlerde uluslararası bir sıçrama yapıp İngiliz bir bebeği de ekledik törenle. Hukuk devleti olmadığımızın en iyi göstergesi olan beş milyon ruhsatsız silah aramızda hedefsiz füzeler misali dolanıyor. Yasal iki milyon silahtan 250 trilyon kazanan devletimiz bu işleme sigara kadar zam yapmıyor ve caydırıcı olamıyor. Son on yılda ülkeye ruhsatsız giren ve kullanılan yabancı silaha ödenen para 500 milyon dolar!
Şu kadar eğlenmesek, yemesek ve içmesek de memleketimize yardım etsek diye fetva verenler önce canımıza kasteden silah işine el atabilirler. Çünkü işlenen suçların yüzde 70’i ruhsatsız silahlarla işleniyormuş. 10 bin insan yaralanıyor ve üç bin insan hayatını kaybediyor silahlar yüzünden.
Karısına, kızına şiddet uyguladığı için ailesi tarafından terk edilen erkekler pompalı tüfeklerle dehşet saçıyorlar ortalığa. Aileleri toptan yok ediyorlar. Kimse de buna kitlesel katliam diye haber başlığı atmıyor. “Cinnet getirdi” gibi insana cinnet getirten, olayı hafifleten başlıklar bu konuda cehalet ve gaflet uykusunda olduğumuzu ilan ediyor dünya aleme.
Gezme teklifini reddeden üniversiteli genç kızlardan tutun da trafik kurallarına uymadığı için kendisine gözünün üstünde kaşın var diyeni dan diye vurana kadar her türlü serbestliğin yaşandığı ülkemizde hukuk gözü yaşlı bir yeni gelin bence. Henüz fikir özgürlüğüne geçit vermeyen anayasamız, yolsuzluklara mürur–u zaman diye şahane bir zamanlama uygulayarak affediyor. Trafikte adam öldürenler keyifle tatil yapıyor ve silahla adam öldürenlerin “aff–ı şahane” ile ortalıkta gezmesine kılı kıpırdamayan yasalarımız yol veriyor.
Adalet nerede? Adalet duygusu kaybolmuş bir halk umursamazlık deryasında boğulmaz mı?
Her dört evden birinde silah olan Türkiye ruhsal sağlığını kaybetmekte olan bir toplum. Sorunlarını şiddetle çözmeye çalışan Türkiye’ye şiddetin bir iletişim dili olmadığını söyleme zamanı. Siyasetçilerin kabadayılık ve şiddeti övdüğü, silahın leblebi çekirdek niyetine dağıldığı toplumda bilgisizlik, samimiyetsizlik ve ölçüsüzlük değer haline gelmekte. Her ideal ve ideolojide aşırılık akıntısına kapılıp giden gruplar kendi sağlıksız anlayışlarını topluma aşılamaya çalışmakta. Türk sözcüğünü gördüğü her yere “faşist” yaftasını yapıştıranlarla, Hazreti Yesevi’yi fazla Türk bulup Müslüman saymayan cahillere kadar uzanan listemiz bizi asla hayallerini kuracağımız bir yere götürmez. Toplumsal ruh hali bu kadar mağlup olmuş bir vatan yaslı gider geleceğe. Ne ulusal, ne medeni, ne de dini anlamda bir sentezi kurmak mümkün bu okumuşların dar kafalılığıyla.
Kültür, sanat ve ulusal uygarlığını zenginleştirmek için beş kuruş verirken beş bin defa düşünen ülkemiz silaha 500 milyon dolar ödüyorsa geleceğimiz puslu demektir. Zenginlerimiz kendine zengin, aydınlarımız kendine aydın, hukukumuz kendi bürokrasisinin derdindeyse Türkiye vicdanını kim ve nasıl temsil ediyor?
Allah’a varmak da, insana varmak da irfan, tefekkür ve sanat yoluyla mümkün diyen bir kültürün bugün yaşayan canlıları silaha övgü düzüyorsa eğitimde okutulmayanlara bakmak gerekir.
Mevlana der ki; “Mademki insansın… Mademki duyuyor, düşünüyor ve seziyorsun. Büyük Hakikat’i bulmak için gönlünü ve idrakini yoracaksın!”
Sorunlarını şiddetle çözen duymuyor, düşünmüyor ve sezmiyor demektir. Onun gönlünü ve idrakini kim yoracak? Yoksa silahı tek sorun çözücü olarak serbest mi bırakalım? Yasalara uymayanları vuralım mahkemelerin işi hafiflesin. Mazeret olarak da “vahşi Batı”nın böyle kalkındığını söyleriz.2003
Nevval SEVİNDİ