Pluribus dizisi kolektif zihin ve özgür irade tartışmasını açtı

Breaking Bad ekibinin yeni projesi Pluribus, kolektif zihin, özgür irade ve etik tartışmalarını yeniden gündeme getirirken felsefi referanslarıyla dikkat çekiyor.

Pluribus dizisi kolektif zihin ve özgür irade tartışmasını açtı

Çok dizi izleyen biri değilim. Kendimi biliyorum: “Sıradaki bölüm ” tuzağına düşmemek için filmlere daha yakınım. Ancak bu kez bir istisna belki de Pluribus’a başladım. (Breaking Bad’in ekibinin yeni projesi)

Dizinin adı “E pluribus unum” — “Çokluktan teke.” Içinde bol felsefe olduğunu söylüyor zaten. Spoiler vermeden bir cümle ile özetlemeye çalışırsam; uzaydan gelen bir kod, bir virüse dönüşüyor ve insanlık bir anda ortak bir zihne, ortak bir bilinç hâline geçiyor.

“Ben” çözülüyor, “biz” beliriyor. Tüm insanlık aynı düşünceyi, aynı hafızayı paylaşıyor. Canlılara zarar vermeyen, yardım etmek isteyen, hep güleryüzlü bir bizin parçası olan insanlar, tabii ki arada birkaç ben kalıyor.

Önce Spinoza’nın özgür irada eleştirisiyle başladım, kendime sorularıma. “Özgür irade yoktur, insan sadece eylemlerinin gerçek nedenlerini bilmediği için kendini özgür sanar” hayali böyle olabilir miydi? Sanırım diziyi izleyen herkes de Pluribus’un deneysel sahnesine kendini yerleştirmeye çalışıyor.

Buradan Teilhard de Chardin referansıyla biraz daha devam etmek isterim. Chardin bilincin evrimini üç katmanda tanımlayan isim.                  1. Jeosfer – taşın, toprağın, fiziksel dünyanın katmanı.   

               2. Biyosfer – canlılığın, biyolojik çeşitliliğin alanı.  

                3. Noosfer – insanların düşünmesiyle, merakıyla, yaratıcılığıyla birbirine bağlanarak oluşturduğu kolektif bir düşünce alanı.

 Noosfer, tek tek bireylerin zihinlerinin, ilişkiler, ağlar ve bilgi akışları üzerinden giderek bir üst bilinç katmanı oluşturması demekti. Bugünün interneti, veri ağları, yapay zekâsı düşünüldüğünde neredeyse bir öngörü gibi…

 Pluribus’ta noosfer yavaş bir evrim değil, ani bir sıçrama olmuş. Artık insanlar düşüncenin sahibi değil, düşüncenin bir parçası olmuşlar… Buradan da eleştirmenler neler demiş diye baktığımda “AI alegorisi” en sık okuduğum not oldu, tek veri, tek zihin, tek doğruluk

… Ve benim meraklı sorularım, tüm bu giriş bu sorular içindi 

  • Kolektif bir zihin etik, özgürlük ve sorumluluk kavramlarını nasıl dönüştürür? Bu gezegenin ve insanlığın kurtuluşu mu yoksa teslimiyeti mi? * *Peki farklarımızın kalmadığı dünyada merakın başına ne gelir?
  • * Biz ve ben arasında o denge hiç olmayacak mı? Ve tabii biraz liderliğe de dokunmak gerekirse, liderler kendi eko sistemlerinde “ben”i kaybetmeden, “biz”I büyütebilirler mi?
  •  Dizi neye varır bilmiyorum, biraz hayranlıkla, biraz huzursuzlukla ve bolca merakla izliyorum. Yeni hangi soruları açacak diye, ve soruları cevaplardan daha çok seviyorum

Mine Kobal Ok

Curious Thinker I Reimagining Leadership I Reshaping Culture