Küçük Bir Hata, Büyük Bir Değişim: Kaos Teorisi ve Kelebek Etkisi
Edward Lorenz'in küçük bir hata sonucu bilim dünyasına kazandırdığı kaos teorisi, bugün “Kelebek Etkisi” olarak anılıyor. Belirsizlikten anlam yaratmak mümkün mü?
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ /BİLİM
1960'lı yılların başı… Edward Lorenz adındaki bir matematikçi, hava durumu tahmini için bir model üstünde çalışırken bir verinin virgülden sonraki üç basamağını yazmayı atlayınca, bugün bizim daha çok “kelebek etkisi” olarak bildiğimiz “kaos teorisi”ni bilim dünyasının ilgi alanına sokacaktı.
Kaos teorisi esasen Lorenz’dan önce, 1876 gibi erken bir yılda Maxwell tarafından çalışılmıştı. Ama bilim dünyasının bunu ancak neredeyse yüzyıl sonra farkına varması iki şeye işaret edebilirdi: Ya bazı bilgilerin süzülmesi, kabul edilmesi ve bilinir hâle gelmesi için “zaman” gerekiyordu. Veya bu durum ironik şekilde “kelebek etkisi”ni doğruluyordu.
1972 yılında, Edward Lorenz, “Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpışı Teksas’ta bir kasırga yaratır mı?” başlıklı; “öngörülemezlik” konulu bir konferans verdiğinde artık kaos teorisinin bundan böyle “Butterfly Effect / Kelebek Etkisi” olarak da adlandırılacağını büyük ihtimalle hiç öngörmemişti.
Kaos teorisi, determinist yaklaşımı sorgulayan ve evrendeki her şeyin kolay öngörülebilir olmadığı; ayrıntıların, küçük farkların zaman içinde büyük sonuçlara ve değişimlere yol açabileceği fikrine dayanan bir teori.
Fakat, düşünüldüğü gibi “kaos” bir düzensizlik hâlini değil; sadece olayların makine gibi öngörülebilir şekilde akmayışını, bir anlamda “belirsizlik”i ifade ediyor.
Peki, belirsizliğin akışına güvenebilir miyiz? Kontrol edemediğimiz olaylarda bir anlam bulabilir miyiz?
“Her şey değişiyor; bu da değişecek” diyebilir miyiz?
Ve burada kendi rolümüz ne olabilir?
*
Geçtiğimiz hafta, size de izlemenizi önereceğim bir belgesel izledim. “Abstract / Soyut Düşünce” başlıklı, 14 bölümden oluşan, farklı alanlarda çalışan kişilerin işlerine ve yaratım süreçlerine odaklanan bir yapım.
Oradan ilham alarak ve bugünkü konuyla da ilişkilendirerek düşüncelerimi sizlere şöyle aktarayım:
*Dünyanın kaotik düzeniyle mücadele etmeyi bırakıp; onu okumayı, hatta onunla uyumlanmayı öğrenmelisin. Nasıl yapabilirsin bunu?
Gözlemlemeli, var olan sorunları görmeli, kendi becerilerine dönüp bakmalı, “benim katkım ne olabilir?” sorusunu sormalı, risk almalı ve parçaları birleştirmelisin.
*Başlangıçta “dev bir çözüm” üretmek zorunda değilsin; hatta böyle bir iddiayla yola çıkmak yerine küçük adımlar yolunu görmene yardımcı olabilir.
*Olaylara ve olgulara tekil değil; sistemsel bakabilmelisin. Bu seni sadece çözüm arayan biri olmaktan, dönüşüm yaratan biri olmaya götürür.
*Düzen arayışının merkezinde anlam ihtiyacı vardır. Hayatın bütün belirsizlikleriyle ve hatta en belirsizi olan ölümle baş edebilmen için hayatına anlam duygusunu katman gerekir.
Bir başarı veya görünürlük için değil ama anlamı paylaşılabilir hâle getirmek, bir etki alanı oluşturmak için...
Hayata iz bırakmaya çalış!
*Ve evet…
İster adına “Kelebek Etkisi” de, ister M. Gladwell gibi “Kıvılcım Anı”…
Unutma ki:
“Küçücük kibrit çöpü tüm ormanı yakabilir. Bir atom zincirleme reaksiyon başlatır. Söz, milyonların kaderini değiştirme olanağına sahiptir.”
*











