İşin Anlamı: Sessizlikten İlham, Bakış Açısından Bulaşan Yaratıcılık
Hemşirelerden sanatçılara, John Baldessari’den John Cage’e uzanan örneklerle, işin anlamını mesleğin doğası mı yoksa bireyin bakış açısı mı belirler sorusu tartışılıyor.
Yaptıkları işin anlamına ve toplumsal yararına dair en az şüphe duyanlar hemşireler, ebeler, ilkokul öğretmenleri ve psikiyatristlermiş. Buna karşılık, satış ve pazarlama alanındakiler, bankacılar, bilişim sektörü çalışanları ise yaptıkları işin gerçekten faydalı olup olmadığını en çok sorgulayanlar imiş. Gazeteciler ve HR’cılar ise ortalarda bir yerlerde yer alıyordu.
Geçenlerde karşılaştığım bir tablo, insanların, yaptıkları işi anlamlı bulup bulmadıklarına ilişkin düşüncelerini mesleklere göre yüzdelik olarak gösteriyordu. Listenin tamamına erişemedim ama gördüklerim bana şunu düşündürdü:
*Anlam, mesleğin doğasında mı vardır; yoksa çalışan mı ona anlam katar?
*
Bugün size tek bir konudan değil de, hafta içinde denk geldiğim; beni düşündüren ya da ilham veren kişilerden ve başlıklardan bahsedeceğim.
*
John Baldessari adında, bundan beş yıl önce vefat eden, konsept sanatın öncülerinden, Amerikalı bir sanatçı var.
Dün gittiğim sergisindeki bir panoda, üniversitede ders verdiği öğrencileri onun sözlerini bir araya getirmişti. Birçok alana uyarlayabileceğimizi düşündüğüm şu sözünü ilham verici buldum:
*'Tekniğim yok' diye endişelenmeyin. Bir şeyi yeterince uzun süre yaparsanız, teknik zaten kendiliğinden gelecektir.
Esas, ne söyleyeceğiniz konusunu dert edinin.
*
YouTube’dan John Cage’in 4'33 adlı bestesini açarsanız alışılmadık bir performansla karşılaşacaksınız.
1952 yılında ilk kez çekimi yapılan, daha sonra birçok kişi ve senfoni tarafından da yorumlanan bu performansta piyanist David Tutor elinde bir kronometre ile sahneye çıkar. 4 dakika 33 saniye boyunca hiçbir şey çalmadan, sadece piyanonun kapağını açıp kapatarak piyanonun başında kalır ve bu sessizlik zaten eserin de adıdır: 4'33.
Bununla besteci Cage’in insanlara göstermek istediği şudur:
*Mutlak sessizlik diye bir şey yoktur. Çünkü varoluşun doğasında sürekli bir hareket, ses veya algı vardır. Duyma biçiminizi değiştirin!
*
Son olarak şunu anlatayım...
Bir İngiliz tarihçi, dünyaya önemli icatlar kazandıran kişiler üzerine bir araştırma yapar. Binlerce İngiliz mucidin biyografisini inceler. Amacı, şu sorunun cevabını bulmaktır:
Onları mucit yapan ortak özellik neydi?
Başlangıçta hiçbir ortak nokta göremez.
Aralarında zengin de vardır, yoksul da. Kırsaldan gelen de vardır, şehirde yetişen de. Kimi profesördür, kimi tamirci.
Fakat verileri ısrarla incelemeye devam ettikçe bir örüntü fark eder: Bu kişiler, yakın çevrelerinde bulunan ve küçük de olsa bir icat yapmış olanlardan etkilenmişlerdir.
Araştırmacı bu durumu şöyle ifade eder:
“Bu insanlar sanki enfekte olmuş gibiydi. Aslında yayılan şey bir fikir ya da tasarım değildi; bir tutum, bir bakış açısıydı.”
Ve şu tavsiyeyle bitirir:
*Üretebilmek için siz de kendinizi bir bakış açısına maruz bırakmalısınız. Virüsün yayıldığı sıcak noktaları bulun, kendinizi enfekte edin ve sonra başkalarına bulaştırın.
*
Damla Ömür Tantekin
(*Fotoğraf, Arthur Schopenhauer’in Polonya’nın Gdańsk şehrinde doğduğu evden.)











