“Her şeyi kontrol edemeyiz ama her şeye etki edebiliriz.”

Yunanistan’da denizde kaybolan bir turist, 18 saat boyunca hayatta kaldı ve futbol topuyla kurtuldu

“Her şeyi kontrol edemeyiz ama her şeye etki edebiliriz.”

Bundan üç yıl önce, Yunanistan’ın Kassandra Adası'nda denize giren Ivan adında 30 yaşında bir turist, güçlü bir dalgayla denizin derinliklerine sürüklenir. Arkadaşları hemen sahil güvenliğe haber verirler fakat kendisi bulunamaz.
Gittikçe daha da sürüklenen Ivan'ın suda geçirdiği süre neredeyse 18 saati bulur. Tam da gücü ve umudu tükendiği sırada yakınında mucize gibi bir futbol topu görür ve ona tutunarak hayatta kalmayı başarır.

Ivan’ın tutunduğu o top Yunanistan’ın Lemnos Adası’nda bir çocuğun 10 gün önce oynarken dalgalara kaptırdığı bir toptur ve 130 km sürüklenerek Ivan’ın hayatını kurtarmıştır. Topunu dalgalara kaptıran çocuğun annesi haberlerde topu görünce tanır ve iki hikâyenin birleştirilmesini sağlar.

Bu habere geçenlerde denk geldim.
Ne tesadüf ki, geçtiğimiz hafta da Management Centre Türkiye (MCT)'nin 2025 yılı İnsan Kaynakları Zirvesi için sevgili Mine Kobal Ok
ile “umut” konusunu konuşmuştuk.

Dolayısıyla, bu pazar günü sizlerle “Umudumuzu nasıl hep koruyabiliriz?”i masaya yatıralım isterim.

*

Diyelim çalıştığınız şirkette size vadedilen bir terfi pozisyonu var. Fakat bu terfi bir türlü gerçekleşmiyor. Umudunu ne olursa olsun hep canlı tutman mı gerekir; yoksa sistemin içinde gerçekten bir yükselme şansın olup olmadığını analiz ederek, gerekiyorsa yolunu değiştirmen mi?

Veya diyelim toksik bir ilişki içindesindir. Partnerinin değişeceği, düzeleceği umuduyla mı beklersin yoksa “Burada gerçekten bir değişim mümkün mü yoksa ben duygusal bir oyalanma mı yaşıyorum?” sorusunu eleştirel aklınla sorup, belki kırılarak ama cesaretle ilerlemen mi gerekir?

“Magnitude bias” diye bir kavram var. Dilimize tam olarak nasıl çevrilebilir bilmiyorum ama… Olayların veya değerlerin büyüklüğünü algılama ve değerlendirme biçimimizdeki hatalı ön yargıyı ifade ediyor.

İşte bu kavramdan yola çıkarak, gelecek beklentilerimize fazla iyimserlik yüklemek veya tam tersine küçük ama önemli ilerlemeleri önemsiz görmek de yanıltıcı olabiliyor.

Kendi kişisel gelişimimizde de böyle, toplumsal ölçekte de böyle.

*

Bir de işin şu tarafı var… Yunan mitolojisindeki Sisifos’un hikâyesini duymuşsunuzdur. Sisifos, Tanrılar tarafından cezalandırılır. Cezası da bir dağın tepesine büyük bir kayayı yuvarlayarak çıkarmak olacaktır. Fakat kaya tepeye ulaşınca kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşer; Sisifos ise onu tekrar yukarı taşıyacak ve bu cezası da sonsuza dek böyle sürecektir.

Fransız yazar Albert Camus, Sisifos Söyleni’nde bu miti insanın varoluş mücadelesinin bir metaforu olarak ele alır. Yaşamın kendisi de tıpkı Sisifos’un cezası gibi absürt ve anlamsız olabilir ama insan bu absürtlüğe rağmen yaşamaya devam eder ve kendi anlamını yaratır, der.

*

İçinde anlam yaratma çabasını ve iradesini taşıyan umut bizi hiç hayâl kırıklığına uğratmaz, diye düşünürüm hep.
Ve aşağıdaki düşüncenin de hem özgürleştirici hem de çok motive edici olduğunu…

“Her şeyi kontrol edemeyiz ama her şeye etki edebiliriz.”

Damla Ömür Tantekin

 Advisor | Writer | Speaker | Cross-Cultural Communication

www.turkiyegunlugu.net

Yukarıdaki fotoğrafın bir de kışın çekilmiş versiyonunu ekleyip şu başlığı atacaktım ama yazıya sığmadı... "Baharın ya da kışın gelişini kontrol edebilir misin? Ama her mevsimi nasıl yaşayacağın işi tamamen sende."

Andrew Bird'ün Sisifos / Sisyphus adında bir parçası var. Orada diyor ki:

"Bırak kaysın, bırak aşağı çarpsın
Kayanın kaymasına izin veriyorum
Bunun kaderle bir alakası yok
Ama seninle alakası var

O yüzden tut elimi, bekleyip durmaktan fazlasını yapacağız
Tut elimi, bu toprağı fethedeceğiz
Tut elimi, kayanın kaymasına izin vereceğiz"

Dinleyin lütfen:
https://open.spotify.com/track/403vzOZN0tETDpvFipkNIL?si=Q4TbALElTCShi9HrcRBnJw
Yorum resmi, uygun alternatif metin yok