Altıyol'dan aşağı, sahile doğru iniyorum...
İş Bankası önünde çiçekçi bir kadın; sergisinde, renk renk çiçeklerden öbekler...
Elinde kırmızı güllerden bir demet.
Fettan bakışlarıyla yolumu kesti.
"Alır mısın abim, sevdiğini sevindir. Sevdiğine güller yakışır abim."
Aldırmadım:
"Çiçek alacak kimsem yok, teşekkür ederim" dedim, yürüdüm.
*
Arkamdan seslendi:
"Kendin için alasın, mutluluğu bulasın be abi!"
Durdum.
Kendim için hiç çiçek almamıştım.
Alıverdim.
*
Akşamın, geceye dönük ilk saatleri...
Elimde kocaman bir demet gül; sahile indim, bir banka kurulup, Boğaz'a karşı sigaramı ateşledim.
Nisan ayı ortaları; İstanbul bahara boyanmış.
Boğaz bahar kokuyor.
Öte yaka ışıl ışıl; Dolmabahçe'nin ışıkları, Boğaz'ın sularında oynaşıyor.
*
Yandaki bankta iki genç; delikanlı kıza bir şeyler fısıldıyor, kızın başı delikanlının omuzunda.
Eleleler, yürek çarpıntıları ellerinde.
Bir ara dönüp bana baktılar.
Başımı eğip selamladım, gülümsediler.
*
Oğlan şımarık, belli ki kıza şirinlik yapacak:
"Amca az daha bekle... Nasıl olsa birazdan gelir. Gelmezse de canını sıkma. Gülleri verecek birisini mutlaka bulursun" dedi.
Oğlana sesimi yükselttim:
"Beklediğim kimse falan yok... Gülleri kendim için aldım" dedim.
Kız kıkırdadı...
*
Canım oldukça sıkıldı, orada daha fazla kalamazdım...
Kalktım uzaklaştım.
Gülleri bankta bırakmayı düşünüyordum, vazgeçtim.
Kendime aldığım gülleri, başkalarına bırakmayacaktım.
*
Eminönü vapuru boşalıyor, telaşla koşturan insanlar.
Yaşlıca bir kadın, elinden tuttuğu küçücük oğlan çocuğunu çekiştire çekiştire yürüyor.
İskele önünde seyyar satıcılar, bağıra çağıra bir şeyler satıyorlar.
*
Ne bekleyenim var; ne de beklediğim bir kişi.
Yalnızlığım yüreğime yüklenmiş.
İçim kapkaranlık.
*
İzzettin Sokak'tan yukarı doğru tırmanıyorum.
Kısa boylu, geçkince bir adam önüme geçti:
"Buyur abi" diye yılıştı.
Durdum, baktım.
Dükkanın kapısında "Türkü evi" yazıyordu.
İçeri giriverdim.
*
Uzunca bir mekan; duvar diplerinde, karşılıklı masalar sıralanmış. Ortada koyu kırmızı kirli bir halı, dipteki sahneye doğru boydan boya uzanıyor.
İçerisi sigara dumanı, ucuz parfüm, küf kokuyor.
Dükkan hayli loş.
Sahnede bir adam türkü söylüyor; iki saz bir darbuka.
Üç beş masada bir kaç adam.
Sahneye yakın köşelerdeki iki masada, konsomatris kadınlar oturuyorlar.
*
Yandan uzattığı saçlarını kel kafasına yapıştırmış, ince bıyıklı, çelimsiz birisi beni karşıladı.
"Şöyle alalım sizi abi" diye, ön masaları işaret etti.
"Böyle iyi" diyerek, girişe yakın masaya geçtim.
Adam tepemde...
"Ne içersin abi?"
Otuz beşlik rakı söyledim.
"Peynir ver, varsa kavun getir. Leblebi de isterim; yahu zeytin yağlı bir şeyler de olsun, getir işte" dedim.
Siparişler geldi.
*
Türkücü, Neşet Ertaş'tan söylüyor.
Güzel de söylüyor.
"Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın. Ben de gülemedim yalan dünyada..."
Söyledikçe söylüyor.
Benliğime inceden bir hüzün tutunmuş.
Ne iyi etmiştim de içeri girmiştim.
*
Şişe bitti bitecek, çelimsiz garson yanımda bitti:
"Bayan ister misin abi?"
Önce istemediğimi söyledim; sonra masadaki güller gözüme ilişti.
O güller bir kadına sunulmalıydı.
"Buranın en az iş yapan kadını, hangi kadınsa; onunla birlikte oturmak istiyorum" dedim.
İşitmemiş gibi bekliyor.
"Duymadın mı birader?" diye tersledim.
*
Ardında bir kadınla geldi.
Kadın elini uzattı:
"Ben Gül... Hoş geldiniz efendim, nasılsınız?" dedi.
Tokalaştık.
Yanıma ilişmek istedi.
Nazikçe uyardım:
"Sizce sakıncası yoksa lütfen karşıma oturun... Birbirimizi daha rahat görürüz, öylesi çok daha uyumlu olur" dedim.
Oturdu.
Garson sordu:
"Ne içersin Gül Abla?"
Kadın ikircikli, ses çıkarmadan bana bakıyor.
"Hanımefendi ne isterse getir, masayı da iyice bir donat bakayım" dedim.
Kadın utana sıkıla:
"O zaman ben de rakı içeyim, size eşlik edeyim" dedi.
Garsona başımı sallayıp onayladım.
Gülleri kavrayıp kadına uzatıp:
"Bu güller sizin için Gül Hanım" dedim.
Şaşkın şaşkın yüzüme bakıyor.
Sağ şakağında belli belirsiz kesik izi, belki de falçete yarası.
Kekeledi:
"Teşekkür ederim... Ay çok Teşekkür ederim... Ne demeliyim şimdi, inanın hiç bilemiyorum..."
*
Sigara uzattım, bir de kendim yaktım.
O an, İstanbul tüm baharlarını kucaklayıp, masamıza kuruluverdi.
Gül Hanım'dan bana doğru bir meltem esintisi.
Vivaldi'den ilkbahar nağmeleri.
*
Yıl 2002.
Aylardan Nisan.
*
Devam edecek.
*