Münazara kültürü dijital çağda neden önemli
Sosyal medyada farklı kültürlerden gelen yorumlar, münazara kültürünün empati ve eleştirel düşünme üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıyor.
Herhangi bir konuda düşünürken hem yaşadığım toplumun hem de dünyanın başka köşelerindeki insanların olaylara nasıl yaklaştığını görebilmek; empati, esneklik hatta eleştirel düşünme konusunda bakış açıma farkında olmadan etki ediyor.
Bu merakımı Linkedin'de kısa kısa paylaşımlara The Nobel Prize sayfası müthiş gıdıklıyor. Editörü her kim ise çok başarılı buluyorum.
En az gönderiler kadar, bu paylaşımlara farklı ülkelerden ve bambaşka kültürlerden gelenlerin yaptığı yorumlar da ilgimi çekiyor.
The Nobel Prize sayfasını daha ziyade küresel sosyal antropoloji laboratuvarına benzetiyorum ve vesileyle pek çok şey öğreniyorum.
Geçenlerde Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Doris Lessing'in, yokluk ve fakirlik içindeki hayatlarında, ailesininden miras aldığı en değerli vizyonun sahip oldukları kitaplar olduğunu öğreniyorum mesela, ve neden yazar olduğu hususunda çok önemli ipucu yakalamışım gibi geliyor bana.
Yorumlara bakıyorum.
Yazarın hayat görüşünden yola çıkılarak yapılmışlar. Özellikle iki kişi var ki, ardarda yaptıkları yorumlarla gönderiyi münazara kültürünün sahnesine dönüştürmüşler.
Bir yorumcu artık dijital yayınların çağın bir gereği olduğunu, bilgiye erişimi kolaylaştırmasındaki avantajları savunuyor.
Diğer yanda ise kağıdın kokusuna tutkun, sayfa kenarlarına not almaya aşık, kitaba dokunmayı ritüel sayan bir başka ses yükseliyor.
Ortada ne küçümseme var, ne üstünlük taslama, yalnız ve yalnız fikirlerinin ateşli savunucuları var.
Bayılıyorum.
İki tarafın da düşüncelerini nazikçe karşısındakine söz hakkı veren ama güçlü biçimde kendini ifade etmekten geri durmayan yaklaşımı hoşuma gidiyor.
Eskilere gidiyorum.
Aklıma, lisedeyken rutin olarak edebiyat dersinde münazara yaptığımız ve seçtiğimiz konuya nasıl odaklanıp günlerce araştırma yaptığımız geliyor.
Vakti geldiğinde ve saflar ayrıldığında, çocuk yaşımızda dahi saygılı biçimde, sadece konuyu değil, münazara kültürünü ve farklı düşünenleri benimsediğimizi hatırlıyorum.
Peki bu neden önemli?
Çünkü bir toplumda münazara kültürü yoksa, düşünce durağanlaşıyor ve popüler fikirlerin alıcısı çok oluyor.
Farklı fikirlerlerle yahut fikirlerin çarpışmasından doğacak yepyeni görüşlerle karşılaşmadan büyüyenler, farklılıkları bir tehdit gibi görebiliyorlar.
Oysa renk olarak algılamak mümkün.
İyi niyetle ve doğru şekilde düşüncelerini ifade edebilmek lakin başkasını da duyabilmekten geri kalmamak.
Modern dünyanın atmosferi giderek kutuplaşıyor. Bir fikri karşı tarafı yok etmek için kullanmanın gücü, hakikati beraber bulmaktan daha fazla.
Sadece popüler olanın, sesi çok çıkanın peşinden giden bir kalabalığa dönüşmek tehlikeli geliyor bana. Farklı fikirlerle tanışmadan, o fikirlerin ateşinde pişmeden ömür geçirenler, farklı sesleri bir saldırı sanıyorlar. Oysa hakikat farklı fikirlerin çarpışmasıyla ortaya çıkan o parlak bir kıvılcım gibi.
Üstelik hakikatın kazananı da yok...













