Kar mı Kâr mı?
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / TÜRKİYE
Kar mı Kâr mı?
Türkiye’de kış deyince akla kar, İstanbul’da kış deyince ise “kar haberleri” gelir.
Zira İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmiş sayılmaz.
Öyle ki, bu şehirde ilk kar tanesi yere düşer düşmez, haber bültenleri olağanüstü hâl ilan eder.
“Beyaz esaret” başladı!, “Kar İstanbul’a giriş yaptı”, “Eyvah, kar geliyor!” gibi başlıklar bir anda televizyonları süsler.
Sanki şehirlerarası bir mafya liderinden bahsediyoruz.
Bugün İstanbul’da okullar tatildi.
Kar tatili.
Ancak düşündüm de, Aralık-Ocak-Şubat aylarında neredeyse hiç kara hasret kalmayan Erzurum, Kars, Van gibi şehirlerde de bu mantık geçerli olsaydı, çocuklar her yıl eğitim sistemine kış uykusunda başlardı.
Ama nedense buralarda kar, olağan bir doğa olayıdır; hayat devam eder.
İstanbul’da ise kar düştüğü an, yollar düşer, trafik düşer, hatta bazen ekonomi bile düşer!
Bu kış haritasına tarihsel perspektiften de bakalım:
1929 Büyük İstanbul Karı: Şehir haftalarca buzlar altında kaldı. Haliç bile dondu, insanlar yürüyerek geçti.
1954 Kar Fırtınası: Elektrikler kesildi, vapurlar çalışamaz hale geldi.
1987 Efsane Kar: İstanbul 18 gün boyunca kardan dolayı felç oldu. 2 metreyi bulan kar yığınlarıyla şehir adeta bir Sibirya kasabasına döndü.
2004 ve 2017 Kar Yağışları: Yollar kapanmış, iş yerleri kepenk indirmiş, İstanbul beyaza bürünmüştü.
Ben de öğrenci olduğum yıllarda pek çok kar tatili yaptım.
Hatta bir defasında, 15 günlük sömestir tatiliyle birleşerek 1 ay tatil yaptığımızı hatırlıyorum.
Yukarıda bahsedilen 1987 karı.
Televizyonlar pekçok evde hala siyah beyazdı ama kışlar çok renkli geçiyordu.
O günlerde de karın tadını çıkarırdık, ama şimdi düşünüyorum da:
Bu “kar tatili” gerçekten çocuklara kâr mı oluyor?
Yoksa sadece evde “tabletin başında geçen uzun bir gün” mü?
Eskiden sokaklar şenlenirdi, şimdi ise ekranlar…
İstanbul’a yağan kar hepimize beyaz bir sayfa açtı mı bilinmez ama çocuklar için bir tatil fırsatı sunduğu kesin.
E, sonuçta “kar” deyip geçmemek lazım.
Bazen kar bir nimet, bazen ise sadece bir bahane...
Şimdi soruyorum:
Bu tatil gerçekten “kar” mı, yoksa “kâr” mı?
İş dünyasında da bazen “kar” ile “kâr” arasındaki farkı iyi bilmek gerekir.
Tıpkı İstanbul’a yağan kar gibi, iş hayatında da beklenmedik gelişmeler yaşanır.
Kimileri için bu bir felaket, kimileri içinse fırsattır.
Kar yağışını gören bazıları yollar kapanacak diye dertlenirken, başkaları kayak merkezlerini doldurur ve sezonun en büyük gelirini elde eder.
Tıpkı krizleri fırsata çeviren şirketler gibi…
Dijital çağda da aynı şey geçerli:
Değişime “hazırlıksız yakalananlar” kar engeline takılırken, adapte olanlar “kâr” hanesini büyütüyor.
Peki siz, iş hayatınızda karı mı bekliyorsunuz, yoksa kârı mı kovalıyorsunuz?











