FRANKFURT OKULU VE SORMAYA CESARET EDEMEDIĞIMIZ SORULAR

Frankfurt Okulu’nun düşünürleri rehberliğinde, merakın nasıl araçsallaştırıldığını ve kurumsal dünyada nasıl susturulduğunu inceliyoruz. Gerçekten merak eden kurum var mı?

FRANKFURT OKULU VE SORMAYA CESARET EDEMEDIĞIMIZ SORULAR

Geçen hafta Sartre’ın cümlelerini cebimize koyup Paris kaldırımlarında merakı bir direniş, bir varoluş tepkisi olarak aramıştık. Bu hafta yönümüzü değiştiriyoruz. Merak artık sokakta değil, sistemin kendisinde; duvarlarında, çatlaklarında, sessiz kalan yerlerinde saklı.

Frankfurt Okulu’nun rehberliğinde merakı ararken, karanlıkta parlayan bir çocuk bakışından değil, gözümüzün önünde ama gözümüzden kaçan bir eleştirel tavırdan söz ediyoruz. Kurumsal dünyaya da uğrayacağız elbette. Merakın şirket bültenlerindeki motivasyon cümlelerinden çok daha fazla şey olabileceğini hatırlamak için.

Konunun katmanları kalın, hattı derin. O yüzden bu hafta biraz da haddimi de bilerek adım adım ilerlemeye çalışıyorum…

Aydınlanmanın Gölgesinde Merak: Horkheimer & Adorno

Aydınlanma’nın zafer naraları atan yüzü, Adorno ve Horkheimer’a göre, bastırılmış başka bir öyküyü de gizler: Aklın tahakküm aracı hâline gelişi. “İnsan, doğadan kurtulmak için aklı kullandı; sonra aklın doğasından kurtulamadı” der gibi.

Eleştirel teorinin belki de en basit ama en zorlayıcı sorusunu şöyle toparlayabiliriz: “Akıl ilerleme için mi kullanıldı, yoksa sadece daha verimli itaat için mi?”

Bu soruyu meraka çevirdiğimizde tablo daha da çetrefilleşir:

Merak araçsal akla indirgenmişse, yani işe yaramıyorsa, KPI’a dönüşmüyorsa, yıl sonu sunumunda kutucuklara girmiyorsa… Ne gerek var sorgulamaya?

“Boş zamanın” da kaderi hiç farklı değil, kendisini sadece bir özgürlük alanı olarak hayal etmek istesek de, “daha verimli olmaya hazılık molası” olarak karşımıza çıkıyor.

“Yeterince dinlendin mi? Hadi şimdi daha iyi çalış.”

Kurumsal hayatta “boş zaman” dediğimizde neyi kastediyoruz, sahiden?

- İki toplantı arası biyolojik mola tadında almaya çalıştığımız 5 dakikadan mı bahsediyoruz?

-“Hemen konuya girelim” diyerek nasılsın sorusunu zaman kaybı olarak mı görüyoruz?

-Kahve alırken biraz gülüşmelerin tonu yükseldiğinde, sabah motivasyonu olarak İnsan Kaynaklarının organize ettiği Cuma kahvaltısı uzadığında, kimsenin yeterince çalışmadığı mı düşünülüyor?

Meraklı çalışanlar herkes istiyor, ancak bir de KPI’ya olmadı OKR’a dönüştürsek ne güzel olur. Bir de merak edebileceklerimiz var, asla merak etmememiz gerekenler…

Marcuse: Merak Düzleştirilirse Ne Kalır Geriye?

Herbert Marcuse’ye göre modern toplumun en büyük başarısı, bireyi çok boyutlu olmaktan çıkarmasıdır. Artık yaratıcı bir özne değiliz; bizden geriye sadece “verimli”, “uyumlu”, “ölçümlenebilir” çalışanlar da kalmış olabilir.

Peki merak neye dönüşür bu tek boyutlu dünyada? Tanıdık gelecek sahnelere hazırlıklı olun:

-Koçluk eğitimi sonrası aynı soru: “İkinci bir şansın olsaydı neyi farklı yapardın?” (İç ses: “O eğitime katılmazdım belki.”)

-“Yaratıcı düşünmeni bekliyoruz” diyen yönetici. (Ama önce referanslarla beslenen bir rapor lütfen)

-“Yeni stres yönetimi programımız var!” (Çünkü sistem değişmeyecek, sen adapte olmalısın.)

Yanıtını gerçekten merak etmediğimiz soruları neden hâlâ soruyoruz?

Walter Benjamin ve Sessizliğin Merakı

Benjamin, geçmişi düz bir çizgi değil, “ani bir parıltı” olarak görür. Tarih kazananların yazdığı bir hikayeyse, o zaman okurken kaybedenlerin sessizliğini merak edebiliriz. Benjamin’in kendi kelimeleriyle devam etmek istersek…

Klee'nin "Angelus Novus" adlı bir tablosu var. Bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor: Gözleri fal taşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. Bize bir olaylar zinciri gibi görünenleri, o tek bir felaket olarak görür, yıkıntıları durmadan üst üste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. Biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek... Ama Cennet'ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. İşte ilerleme dediğimiz şey, bu fırtınadır

Benjamin’in meşhur melek metaforu böylece “ilerleme” dediğimiz şeyi ters yüz eder. Tarihin melekleri geçmişe bakar ama geleceğe doğru sürüklenir.

Kırılmış, bastırılmış hikâyelerle, hiç konuşulmamış cümlelerle birlikte…

Kurumsal alanda soralım şimdi:

-Hangi hikâyeler tekrar tekrar anlatılıyor ve ödüllendiriliyor?

-Hangi yaşanmışlıklar bir daha asla anılmamak üzere sessizliğe gömülüyor?

Jürgen Habermas: Gerçek Diyalog ve Kurumsal Sessizlik

Habermas’a göre gerçek iletişim, gücün askıya alındığı alanlarda mümkündür. Yani birinin unvanı, koltuğu, pozisyonu devre dışı bırakıldığında…

  • Odaya biri girdiğinde neden bir anda ses tonu değişir?
  • Ne kadarını gerçekten söylüyoruz, ne kadarını sadece “söylememiz beklendiği için”?
  • Sessizlikte hangi cümleler sıkışıp kalıyor?

Psikolojik güvenliği sağlanamamış bir ortamda “meraklı sorular” sadece tamamlanması gereken online bir eğitimin içindeki birkaç dakikalık video olur, o kadar…

Frankfurt Okulunun Merakından Yönetim Kuruluna

Frankfurt Okulu’nun izinden gidersek merak sadece öğrenme arzusu değildir. Merak, ahlaki ve politik bir duruştur. Bizi tanımlayan yalnızca ne sorduğumuz değil, neyi neden sormadığımızdır.

Kurumsal dünyada sorulması gereken belki de şudur:

-“Bu kurum ne zaman gerçekten merak etti?”

-“Ve ne zaman sadece merak ediyormuş gibi yaptı?”

Bir Merak Egzersizi | Sessizliğin Arkasını Dinlemek

Bu sorular üzerinde düşünün. Ama yalnızca “gelişim alanınızı bulmak” için değil. Biraz da huzursuz olmak, konforunuzu sorgulamak için:

  1. Bu kurumda en son hangi soruyu sormaktan vazgeçtiniz?
  2. Hangi düşünceyi dile getirseydiniz “fazla duygusal” ya da “politik” diye damgalanırdınız?
  3. Herkesin doğal kabul ettiği ama sizin için hâlâ tuhaf gelen ne var?
  4. Hangi merak, kariyeriniz açısından “riskli” olurdu?
  5. En son ne zaman “Aslında bambaşka bir şey söylemek istiyordum” dediniz?
  6. “Burada konuşulmaz” denen konu aslında en çok konuşulması gereken olabilir mi?

Belki de en meraklı fikir, en uzun süre sessiz kalandır.

Gelecek Hafta | Merak ve Dijital Akıl:

Frankfurt’un eleştirel merakından sonra, gözümüzü dijital çağa çevireceğiz. Bauman’ın akışkan modernitesine, Byung-Chul Han’ın dijital gözetimine, belki biraz da ChatGPT’ye…

Çünkü yeni soru şu: “Bu dijital çağda merakı kim yönetiyor?”

Ve daha da can alıcısı: “Merak etmeye ne kadar hakkımız kaldı?”

Mine, Ataşehir

Mine Kobal Ok

Curious Thinker I Reimagining Leadership I Reshaping Culture