Başkalarının Gözünde Kendimizi İnşa Etmek
Yıllar önce, 20'li yaşlarımda ilk işime başladığımda, patronum teslim ettiğim bir işin ardından, analitik düşünme becerimin gayet güçlü olduğunu söylemişti.
Yıllar önce, 20'li yaşlarımda ilk işime başladığımda, patronum teslim ettiğim bir işin ardından, analitik düşünme becerimin gayet güçlü olduğunu söylemişti. Bunu gerçekten öyle düşündüğü için mi söyledi yoksa bana motivasyon vermek için mi hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ama en azından geçen yıllar boyunca ben hep böyle bir beceriye sahip olduğumu farz ederek hareket ettim.
Geçen izlediğim bir programda, iki kişi karşılıklı konuşurken biri diğerine: “Senin bende bir ışık görmen, kendimde o ışığı aramama neden oluyor” demişti. İşte, o cümle de bana bu hikâyemi hatırlattı.
Başkalarından aldığımız ya da başkalarına verdiğimiz kısacık bir geribildirim; insanı nasıl da inşa edebiliyor, değil mi?
Bir de, tam tersi bir örnekten bahsedeyim; dilerseniz.
*
Sadece 90 sayfadan oluşan, etkileyici bir kitap okudum. Kitap, esasen bir tıp doktorası tezinin edebî bir metin olarak yayımlanmış hâli.
Louis-Ferdinand Céline, 1924 yılında Ignaz Semmelweis’ın yaşamını konu aldığı bu tezle tıp fakültesinden mezun olmuş.
Teze konu olan Semmelweis’ın hikâyesi ise hem son derece çarpıcı hem de birçok yönüyle fazlasıyla tanıdık.
Ignaz Semmelweis, Macaristan’da bir bakkalın dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Zorlukla tamamladığı lise eğitiminin ardından Viyana’ya hukuk okumaya gider. Ancak hem şehir hem de hukuk eğitimi ona aradığı mutluluğu vermediği için yönünü tıp eğitimine çevirir. Cerrahi alanında çalışmak ister fakat kadro yetersizliği nedeniyle kaderin bir cilvesi olarak doğum servisinde görevlendirilir.
Asıl hikâye de burada başlar…
Semmelweis, çalıştığı doğum koğuşlarında lohusa humması nedeniyle kadınların çok yüksek oranlarda hayatını kaybettiğine tanık olacak ve bu da onu ölümlerin nedenini bulmaya itecektir. Nihayetinde, son derece basit olan temel sebebi keşfeder.
Ne var ki, dönemin saygın doktorlarının ön yargıları ve mesleki hırsları, onu bu gerçeği kabul ettirme çabasında yalnız bırakır.
“Peki Semmelweis’ın keşfi neydi?” diye merak ediyorsanız, hastanelerde gördüğümüz “Lütfen ellerinizi yıkayınız” uyarısını gözünüzün önüne getirmeniz yeterli. Bulaşıcı hastalıkların mikroorganizmalar yoluyla yayıldığını ve bunun basit bir el yıkama alışkanlığıyla büyük ölçüde önlenebileceğini ortaya koyan kişidir. Bu nedenle tıp tarihinde “Antisepsinin Babası” olarak anılır.
Fakat, Semmelweis’ın keşfinin tıp dünyasında kabul görmesi ve uygulanması için tam kırk yıl geçmesi gerekecektir.
Semmelweis’ın trajedisi sadece keşfinin reddedilmesi değildir. Tıp camiası onu sürekli dışladığı ve yok saydığı için yaşamı bir akıl hastanesinde trajik bir şekilde noktalanır.
*
Aynadaki Benlik (Looking-Glass Self) kuramının savunucusu sosyolog Charles Horton Cooley bunu daha bilimsel anlatır ama...
“Benlik dediğimiz şey, yaşamda karşılaştığımız kişilerden bizde kalanlardır" dersek sanırım yanlış olmaz.
Veya yazının başında bahsettiğim gibi, basitçe:
“Senin bende bir ışık görmen, kendimde o ışığı aramama neden oluyor."
*
** Aristide Maillol heykeli, 1921, Paris.
Dat Huynh









