Toplumsal hafıza neden siliniyor: Dördüncü kuşak ve kriz döngüsü

Uzmanlara göre savaşların ve büyük travmaların yaklaşık 80–100 yıllık döngülerle tekrarlanmasının nedeni, kuşaklar arası hafıza aktarımının kopması.

Toplumsal hafıza neden siliniyor: Dördüncü kuşak ve kriz döngüsü

Unutuyoruz.
Her şeyi olanca detayıyla hatırlayan bir beyin büyük külfet olurdu elbette ama biz en unutmamamız gerekenleri de unutuyoruz.
Ölümlü olduğumuzu unutuyoruz mesela.

Bir gün bir cenazeye gidene kadar.
Mezarlıktan çıkıp arabaya binene ve ne yiyeceğimizi düşünmeye başlayıncaya kadarki zaman dilimi hariç.


Öyle bir unutuyoruz ki; Strauss-Howe’un kuşak teorisine göre kabaca büyük toplumsal travmalar, özellikle savaşlar, yaklaşık 80-100 yıllık döngülerle tekrar ediyor.

Nedeni basit. Çünkü dördüncü kuşak geldiğinde savaşı görenler, bombanın sesini bilenler, açlığı yaşayanlar artık yok. Bu nedenle de aktarım kopuyor.

İlk kuşak felaketi yaşadı.
İkinci kuşak dinledi.
Üçüncü kuşak için, anlatılanlar artık bir hikâye.
Dördüncü kuşaksa bu konuda hiçbir şey hissedemiyor.


Strauss ve Howe’un tarifine göre, büyük savaşların ardından gelen dördüncü kuşak, kriz kuşağı.

Ve maalesef, tarihsel takvimlere baktığımızda tam da oralara bir yere denk geliyoruz.

İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayanlar neredeyse tamamen yoklar.
Onların çocukları artık yaşlı.
Torunlar ise savaşı yalnızca filmlerden, belgesellerden ve oyunlardan biliyor.

Acaba itişip kakışmanın bugünlerde neredeyse estetik bir şeye dönüşmesi bu yüzden olabilir mi? Strateji, hamle, güç gösterisi, jeopolitik oyun gibi çerçeve kelimelerle yumuşatılması?

Oysa sosyal medyada, siyasette ve hatta gündelik dilde büyük bedeller ödemekten bahsedenlerin çoğu, o bedelin neye benzediğini hiç görmedi ki.



Rutger Bregman, Çoğu İnsan İyidir kitabında, savaşla ilgili yaygın bir varsayımı şöyle tersyüz ediyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan onlarca tanıklığa göre cephede, siperlerin iki tarafında birbirlerine ateş etmesi beklenen askerlerin, Noel gecesi siperlerinden çıkıp birlikte şarkı söylediği, sigaralarını paylaştıkları, hatta sarılıp küçük hediyeler verdikleri anlar var.

Yani insanın doğası aslında birbirine zarar vermeye hiç de istekli değil.

Araştırmalar ve tarihsel örnekler şunu gösteriyor:

Karşımızdakine yaklaştığımızda; sesini duyduğumuzda, yüzünü seçebildiğimizde, onun da bizim gibi üşüdüğünü, korktuğunu, bir yere ait olduğunu fark ettiğimizde şefkat artıyor.

Bu yüzden modern savaşlar artık hep füzelerle, dronelarla, klavyeyle yapılıyor.

Çünkü temasımız azaldıkça, acımasızlığımız artıyor.

İnsanoğlu amma da tuhaf.

Anılar duygularla eşleşmeyince hafızaya kaydolmadığı için başa dönüp duruyoruz.

Dördüncü kuşaklar genellikle diyor ki, “Biz eskilerden daha akıllıyız. Daha kontrollüyüz.”

Ve her seferinde yanılıyoruz.

Tasavvuf geleneğinde bir söz vardır. “İdrak edilmeyen, tekrar eder.”
Can yanmadan göz açılmaz derler bir de. Keşke açılsa.

Serra Uslu

Nöropazarlama Danışmanı