Zihnimiz belirsizliği nasıl hikâyeyle doldurur?

Günlük hayatta belirsizlik anlarında zihnin en olumsuz senaryoyu üretme eğilimini ve Hanlon ile Ockham’ın Usturası’nın bu aceleciliği nasıl törpülediğini ele alıyoruz.

Zihnimiz belirsizliği nasıl hikâyeyle doldurur?
Geçenlerde arkadaşımla küçük bir kaza atlattık.
Hız sınırının yüksek olduğu bir otoyolda giderken önümüzdeki araç orta şeritte aniden fren yaptı. Aracın ilk fren yapışında yavaşlamayı başardık. İkinci frende yine toparladık. Tam yeniden hızlanmıştık ki, bu kez araç çok daha sert bir fren yaptı ve biz de son anda şerit değiştirerek ona çarpmaktan kurtulduk.

Kendi aramızda artık bunun kasıtlı, bize yönelik olduğunu konuşuyorduk ve öfkelenmeye başlamıştık ki, aracın yanından geçerken direksiyonda oldukça yaşlı bir amcanın oturduğunu gördük.

Tahmin ederim ki siz de benzer durumları sıklıkla yaşıyorsunuzdur... O anda hem düşündüklerimizden dolayı mahcubiyet duyduk ama bir yandan da refleksleri zayıflamış böyle bir kişinin otoyol trafiğine çıkmasını düşüncesiz bulduk.

Bu olayı şundan anlattım:

Zihnimiz bir belirsizlik görünce onu hemen bir hikâyeyle doldurmayı seviyor ve işin kötüsü çoğu zaman da bunu en karmaşık ve en olumsuz şekilde yapıyor.
İşte, felsefede bu aceleciliği törpüleyen, gereksiz varsayımları kesip atmayı öneren iki önemli düşünme ilkesi var:

Hanlon’ın Usturası ve Ockham’ın Usturası.

*

*Hanlon’ın Usturası der ki… Bir kişinin davranışı size zarar verici, kaba ya da yanlış göründüğünde ilk varsayımınız onun kötü niyetli olduğu olmamalıdır. Çoğu zaman insanlar dalgınlık, bilgisizlik, aptallık ya da dikkatsizlik nedeniyle hata yaparlar. Yani çoğu durumda ortada bir kasıt yoktur ve daha basit açıklamalar yeterlidir.

Hanlon’ın Usturası bize, kötü niyet varsayımını gereksiz yere devreye sokmamayı öğütler.

*Bir de Ockham'ın Usturası var. O da der ki… Aynı olguyu açıklayan birden fazla hipotez varsa, en az varsayım içereni tercih et.

Diyelim ki, gece mutfaktan bir ses geldi.

A) Eve hırsız girdi.
B) Kedi tezgahtan bir şey düşürdü.

İki açıklama da teorik olarak mümkündür. Ancak ilk seçenek, bir hırsızın varlığını, eve giriş biçimini ve özel bir hedefi varsaymamızı gerektirir; yani birden fazla ek varsayım içerir.

B seçeneği ise tek ve daha basit bir varsayıma dayandığı için Ockham’ın Usturası, öncelikle onu değerlendirmemizi önerir.
Eğer yeni kanıtlar ortaya çıkarsa, elbette daha karmaşık açıklamaya da yönelebilirsin.

*


Bu “ustura”lar bize önemli bir zihinsel disiplin getirirler: Gereksiz varsayımları çoğaltmamak.

Çünkü çoğu durumda gerçek çok daha sıradandır. Ve çoğu insan, düşündüğümüz kadar karmaşık değildir.
*



(Aşağıdaki görselin yapay zekâ marifeti olmadığını; kızımın el çizimi olduğunu özellikle belirtmek isterim.

Damla Ömür Tantekin

Writer & Speaker | Cross-Cultural Insights & Ideas