Yunus Emre ölüm döşeğindeyken, 'şimdiye kadar kaç şiir yazdın?'diye soranlara;
'sevgiliye gidecek hediyenin hesabı tutulmaz.' der.
Yunus Emre ölüm döşeğindeyken, 'şimdiye kadar kaç şiir yazdın?' diye soranlara; 'sevgiliye gidecek hediyenin hesabı tutulmaz.' der.
Başını bekleyen dervişler cübbelerinin altında çektikleri tespihleri sessizce kırarlar...
***
Pek çok sıfatının yanında, halk edebiyatının bu en büyük ozanı esasen çağının en önemli içerik üreticisiydi. Tahmin ediyorum eğer o zamanlar sosyal medya olsaydı, her hareketini göz hapsinde tutacak milyonlarca takipçisi olurdu.
Yunus Emre halka, halkın dili ile hitap etmişti ve Türkçemizi çok güzel kullanmıştı. Haliyle bu onun her zaman okunup, anlaşılmasında önemli bir rol oynadı.
Peki bu nasıl olmuştu?
Eskişehirli Yunus okula gitmiş lakin alfabeyi bir türlü öğrenememişti. Okulun ona göre olmadığını düşünüp çiftçilik yapmaya başladı.
Gel zaman git zaman çifçti Yunus işinde gücündeyken kıtlık olmasın mı?
Kırşehir'e yakın Sulucakarahöyük'te Hacı Bektaş Veli adlı birinin kapısına gelen ihtiyaç sahiplerini eli boş göndermediğini duyar ve yola düşer.
Dergaha varır.
Hacı Bektaş Veli, Yunus'un samimi ve saygılı davranışlarından hoşlanır. Yunus'un buğday için geldiğini öğrenince; "Sorun bakalım buğday mı ister, himmet mi?" der.
Bu sözleri duyan Yunus, "Ben himmeti ne yapayım, karın doyurmaz ki, bana buğday gerek" der. Buğdayını alan Yunus yola çıkar.
Yolda giderken buğdayı aldığına pişman olup geri döner. Hacı Bektaş Veli'nin huzuruna çıkar ve buğdayı istemediğini himmet istediğini söyler.
Hacı Bektaş Veli; "O söylediğin artık geçti biz o anahtarı Taptuk Emre'ye verdik." der.
Yunus, bunun üzerine Taptuk Emre'yi bulmak için yola çıkar ve ona durumu anlatır. Taptuk Emre onu buyur eder. Kırk yıl boyunca Taptuk Emre'nin ilmine mazhar olan bu derviş, bu aşık, bu bilge sayesinde güzel Türkçemiz bir mânâ dili haline gelir.
Nasıl mı?
Yunus'un yaşadığı dönemde bilindiği üzere din ve bilimde Arapça, edebiyatta ise Farsça dili hakimdi. O ve onu takip edenler radikal bir değişimle Türkçe'yi anlamlandırmaya ve Türkçe yazmaya dönüş yaparak aslında bir inkılâp gerçekleştirmişlerdi.
Gönül insanı Yunus sade, şefkatli dili ve düşünce sistemi ile çevresinden, doğadan, değerlerden sıklıkla bahsetmekle beraber esasen merkezde hep insanın özünü ve sevgisini, idealize ettiği "insan-ı kâmil" üzerinden aktaran bir düşünürdü.
Yunus'un dehası belki de Türkçemizi bir sanatçı duyarlılığı ile kullanmasında saklıydı ve Türkçesi, fikirleri gibi müstesna bir yere sahipti.
Bana kalırsa dilimizin estetiği ve dünya görüşü onun sayesinde bulunduğu yüzyıldan çok öteye taşındı.
Yunus bugün 784 yaşında.
Demem o ki;
Çağlar geçiyor, devir değişiyor, zaman su gibi akıyor.
Lakin gönülden kopup gelen hiçbir iyi sanat yapıtı bütünüyle kendi zamanına ait olmuyor...
Yunus Emre Külliyesi / Eskişehir











