Yazgımıza Kanat Olmazsak Kim Olacak?
İnsanın özgürlük ve sorumluluk arasındaki savaşına derin bir bakış.
Türkiye Günlüğü / YAŞAM
“Bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan
...
Yazgına kanat ol, kol ol diyemeden ayrı düştüysem senden
Buna yanarım çok, en çok buna yanarım inan.”
\- Birhan Keskin
Günlerdir bu dizeler aklımda dönüyor. Bu yazıya başlamayı çok istedim ama duygusuna hazır olmadığım için defalarca erteledim.
Sartre, “İnsan özgürlüğe mahkûmdur; çünkü bir kez dünyaya fırlatılmıştır, yaptığı her şeyden sorumludur.” der. Bu cümleyle, özgürlüğün yalnızca bir hak değil, aynı zamanda ağır bir yükümlülük olduğunun altını çizer.
Fakat bizim topraklarımızda özgürlük ne yazık ki güce teslim edilmiş bir kavram. Güçlüysen özgürsündür; istediğini yapabilir, kuralları eğip bükebilirsin anlayışı hâkim. Bu anlayışa karşı durmak isteyenlerin sesini duyurabileceği alanlar da giderek daralıyor.
Adalet ise, doğru ve yanlışın aynı anda bağırdığı bir arenaya dönmüş durumda. Kimin sesi daha güçlü çıkarsa, adalet ona göre tecelli ediyor.
Oysa özgürlük, kendi yaşamlarımızı ve kararlarımızı yaratma zorunluluğunu beraberinde getirir.
Seçim yapmanın bir ağırlığı ve sonuçları vardır. İşte bu yüzden sorumluluk korkutur bizi. Çünkü kontrol başkasındaysa, başımıza gelenlerin suçu başkasınındır.
Başkasına verilen sorumluluk, onların seçimlerini yaşatır. Onların özgürlüklerini istedikleri gibi kullanmasının sonuçlarını yaşarız.
Kaç kere daha başkalarını suçlayıp hayatımıza devam edeceğiz?
Sartre (kendisini bugün çok andım) "Her şeye karşın insan, yazgısına kafa tutabilecek bir güce sahiptir." der.
Peki yazgımıza biz kol kanat olmazsak, kim olacak?
Bu yazıya devam edip paylaşmamda, Alim Erginoglu Bey'in yazısının üzerimdeki etkisi büyük. Bazen benzer duygular hissetmek bile duyguyla baş etmeyi kolaylaştırıyor. Bu yüzden kendisine ithaf etmek isterim.
Lütfiye Aslan











