YALNIZLIK 2.0: CHATGPT İLE KONUŞURKEN KENDİMİZE YABANCILAŞMAK

Yapay zeka ile artan etkileşimin düşünme biçimimizi, ilişkilerimizi ve kurumsal kültürü nasıl dönüştürdüğü; merak, sezgi ve belirsizlik ekseninde tartışılıyor.

YALNIZLIK 2.0: CHATGPT İLE KONUŞURKEN KENDİMİZE YABANCILAŞMAK

Son dönemde atölye çalışmalarında ya da toplantılarda insanların ChatGPT gibi cümleler kurmaya başladıklarını düşünen sadece ben olamam. Bu haftanın yalnızlık temasının ve merakı büyütecek bir motivasyon arayışının çıkış noktası da tam olarak bu oldu. Belki her birimiz gün içinde bizi sürekli onaylayan, takdir eden ve kişiselleştirdiğimiz Yapay Zeka uygulamalarıyla daha da çok konuşmaya başladık.

Davetim ise şöyle; bizden öğrendikçe, tarzımızı, heyecanlarımızı ve yumuşak karnımızı tanıdıkça bize daha da yaklaşan yapay zekâ ile birlikte nasıl dönüştüğümüzü sorgulamak. Çok objektif bir yerden yazamayacağım büyük ihtimalle, ancak birlikte düşünmek için güzel bir soru olduğuna inanıyorum.

Fikrime aşık olmama sözü vererek, sizlerden gelecek  tüm köşeli yorumları da merak ederek ve Tomas Chamorro-Premuzic referansıyla eşlik etmek isterseniz buyrunuz.

* Yapay Zeka ile sürekli konuşmak bizi nasıl dönüştürebilir?

* Hatta bu dönüşümü fark etmemenin bedeli ne olabilir?

Tomas Chamorro-Premuzic’in “I, Human – AI, Automation and the Quest to Reclaim What Makes Us Unique” kitabında Yapay Zekanın bize daha zeki değil, daha öngörülebilir yaptığını anlatır.  Çünkü tüm yanıtlara erişebilmenin sağlağı rahatlığın, sorduğumuz sorularda kendini göstereceğini söyler.

Bu yaklaşımı kurumsal dünyanın taşıdığımızda gri ve çok tanıdık bir tablomuz olur.

·       İştahla altına imzamızı attığımız kopyala yapıştır cümleler

·       Daha çok veri, daha az sezgi

·       Daha çok hız, daha az ilişki

·       Daha çok kolaylık ve daha az merak olarak hepimize geri döner.

Ne kadar yüksek sesle itiraf ediyoruz bilmiyorum ama hepimiz, farkında olarak ya da olmayarak, ciddi bir “düşünsel outsourcing” içine düşmüş olabiliriz.

01.    Bilişsel Kas Kaybı:

İlk soruyu soruyorum, Yapay Zeka tüm yanıtları verdikten sonra devamında nasıl ilerlemek istediğime yönelik de üç dört alterantif sunuyor. Ve her yorumuna ne kadar “harika” bir yerden sorduğumu güzelleyerek başlıyor. Bu kredileri artık kendi becerimiz gibi normaleştirmeye başlamış olsak da bizimle çatışmayan bir zeka formuyla ne kadar dialog kurabiliriz ki?

Elbette istersek itiraz üretmesini, karşıt argümanlar sunmasını talep edebiliriz, dolu dolu bir prompt yazarak yüzdesel sertlik derecesini, ilham alabileceği personayı ve genel çerçeveyi de tanımlayabiliriz. Fakat yine de günlük pratikte çoğu zaman benim gibi düşünen, sadece daha hızlı, daha yorulmayan ve daha pürüzsüz bir zihini çatışmaya tercih ediyoruz. Elimizde nasıl olsa bitmiş, en temiz hali olacaksa, zaman kaybetmek istemiyoruz.

Filmi biraz ileri sardığımızda ise aklımıza düşen soru şöyle olabilir “Düşünmenin zahmetli, merakın yavaş, belirsizliğin rahatsız edici bulunduğu bir dünyaya mı yaklaşıyoruz?”

Her şeyin kolayı varsa ve zihnimiz de tembellik kasını seviyorsa, başkalarının yanıtlarını yaşamayı seçebiliyoruz. Hem de kendimiz, şahsen, özgür irade sandığımız bir yerden…

02.     İlişkilerin Grileşmesi

Yapay Zeka ile konuşmak çok daha rahat ve kolay; alınmıyor, küsmüyor, zorlamıyor, “öteki” de olamıyor zaten…  Kendimize benzettikçe, sohbet etmekten daha da keyif alıyoruz. Byung- Chul Han “Güzeli Kurtarmak” kitabına pürüzleri güzellerken “Pürüzsüz olanın gerçekliği yoktur.” demişti. Dijital pürüzsüz dünyada çok daha fazla sayıda insanla kalabalıklar halinde yalnızlaşıyoruz. İlişkilerimiz grileşiyor…

03.    Yeni Nesil Cehalet

Her temanın başına “yeni nesil” eklenmesinden çok önce sıkılmış olsak da cehalet için bir istisna yapabiliriz sanırım. Buradaki cehalet, bilginin yokluğu değil. Bilgeliğin, bağlamın ve anlamın zayıfladığı bir bilinç hâli.

Yapay zekanın yanıtları kolayca toparladığı zemin yıllar boyunca bizim ürettiğimiz veriler, ancak son dönemde tüm insanlık olarak Yapay Zekayla iş birliği halinde veri üretiyoruz. Sonrasında ise bu verilerin türevlerini yeniden tüketiyoruz, çorbanın suyunun suyu gibi bir döngünün içine düşmüş olabiliriz.

Yeni soru sormadıkça, merakımızdan uykumuz kaçmadıkça, hayret etmeyi unuttuğumuzu bile (ya da özlediğimizi bile) fark etmeden aynı cümlelerin daha da düzgün halleri arasında birbirimize hava atıyoruz.

Kurumsal Dünyadaki Bedeli Ne Olabilir?

Chat GPT gibi düzgün, devrilmeyen cümlelerle konuşan, yazım hatası bulamayacağınız raporlarla “profesyonellik” olarak paketlenen baloncuklar içinde kalıyoruz. Biz Yapay Zekayı kendimize benzettikçe, o da bizi kendisine benzetmeye başlıyor. Herkes kendi dijital kopyasıyla konuşmayı diğer insana tercih edebiliyor, “prompt” tasarlayabilmek düşünmenin ve sağlıklı tartışmaların yerini alıyor.

Yeni yılda daha çok merak, hatta merakı neden arkalara itmeyi tercih ettiğimizi konuşmak istiyorum, biraz teaser tadında Yönetim Kuruluna birkaç soru önerisiyle haftanın notlarını toparlayabilirim.

1. Kurumsal hayatta “netlik” diye ödüllendirdiğimiz şey, belirsizliğe tahammülsüzlüğümüzün daha şık bir adı olabilir mi, mesela “profesyonellik” gibi?

2. Hiç itiraz etmeyen, zorlamayan, pürüz çıkarmayan yapılar kurdukça, itiraz etmeyi bilen kaç insanı etrafımızda tutabiliyoruz?

3. Eğer bir kurumda kimse gerçekten şaşırmıyorsa; olan biteni “doğal”, “normal”, “beklenen” diye karşılıyorsak, en son neye hayret ettiğimizi hatırlıyor muyuz?

Merakımızı cesaretle davet ettiğimiz, (iyi anlamda) hayret ettiğimiz bir hafta olsun hepimiz için

Ne Düşünüyorsun?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Türkiye Günlüğü Yönetici