WATERLOO'DA SLOGANSIZ BİR HEYKEL

Banksy’ye atfedilen yeni heykel, slogan içermemesiyle dikkat çekti; Roland Barthes’ın “anlam” ve “mit” kavramları üzerinden yorumlandı.

WATERLOO'DA SLOGANSIZ BİR HEYKEL

Bu hafta davetim Banksy'nin son sürprizini Yönetim Kurulu masasına taşımak. Heykelin önünde biraz durarak haftaya başlayabiliriz; fonda Roland Barthes'in birkaç ikircikli sorusu da bize eşlik eder. Önceden söyleyeyim: bu haftanın yazısı Bansky’nin de kredisiyle biraz köşeli bir tonda oldu.

Hepimiz son birkaç gündür sosyal medya akışlarımızda gördük: Waterloo Place'in tam ortasında, bir kaidenin üzerinde takım elbiseli ve bol özgüvenli bir adam; elinde dalgalanan bir bayrak, ne ki bayrak yüzünü tamamen örtmüş. Üstelik kaideden ileriye doğru yarım bir adım atmış halde — hâlâ kaidede ama bir ayağı boşlukta. Görmeden yürüyen, yürürken donmuş bir figür.

Bir etiket, bir slogan, bir açıklama yok. Banksy'nin imzası bile yok. Beklediğimiz tek açıklama Westminster Belediyesi'nden geldi: “heykel yerinde kalıyor.”

Kostümü yanlışlıkla seçilmiş bir heykel değil, takım elbisesi çok da tesadüf olmasa gerek… Banksy'nin sorusu jenerik bir "boş slogan" eleştirisinden daha sert: Hangimiz, hangi bayrağın yüzümüzü örtmesine izin veriyoruz? Pazartesi sabahına bu soruyu masada bekletmek belki çok bir şey istemek değil.

Ruhunuz hazırsa Barthes ile kısa bir tanışmayla devam edelim…

"Yazarın Ölümü" ve Çağdaş Söylenler

Wikipedia tadında başlarsak; 1915 doğumlu Fransız edebiyat kuramcısı, semiyolog, eleştirmen — ama bu sıfatlar Barthes'ı ne kadar anlatır emin değilim. Çünkü onun en sevdiği iş, kendi kendisini hiçbir rafa yerleştirmemekti. Reklamlardan aşk mektuplarına, fotoğraftan sinema afişlerine, mitolojiden plak kapaklarına kadar her şeyi okumayı kendine iş edinirken, hayatı boyunca iki büyük sorunun etrafında dolandı: “Anlam nasıl üretilir”? ve “Üretildikten sonra nasıl kemikleşir?”

Banksy bu heykeli zihninde tasarlarken ne kadar Barthes'tan ilham aldı bilemesek de; Yazarın Ölümü'ne ve Mitler'e yakından baktığımızda, heykelin altında neden hiçbir şey yazmadığını daha iyi anlayabiliriz.

1967 tarihli Yazarın Ölümü makalesinde Barthes'ın söylediği şey çoğunlukla yumuşatılarak alıntılanır: "Yazar okuyucuya alan bıraksın." Sanırım Barthes daha tehlikeli bir yerden sesleniyordu. Anlam zaten yazarın elinde değildi, her zaman okuyucunun ne anladığında ve ne yaptığında yeniden üretilebilir. Dolayısıyla slogan eklemek “ben aslında şunu kastettim” demek anlamı kilitlemez, sadece kilitliyormuş gibi yapar. Banksy'nin sloganı koymama hareketi belki cömertliğinden değil, gerçeğin baştan beri öyle olduğunu kabul etmesinden gelir. Heykel zaten konuşur; altına yazılacak cümle, bu konuşmayı ancak daraltabilir.

Bu ayrımın liderlik tercümesi biraz rahatsız edici olabilir: Strateji, çalışanların onunla ne yaptığıdır; sizin "ne demek istediğiniz" değil. Eğer bir CXO "ama biz aslında bunu kastetmiştik" dediğinde, oyun pek de hoş ilerlememiş olabilir.

Biraz daha geriye gidersek, Barthes'ın 1957 tarihli Çağdaş Söylenler kitabındaki "mit" tanımını da ziyaret edersek, bizim alıştığımız mitolojiden daha sinsi bir konumdan bahsettiğini görürüz. Gündelik bir nesnenin ya da cümlenin, sorgulanmadan kabul edilen bir anlam taşır hale gelmesi diyebiliriz. Onunla karşılaştığımızda artık ne anlama geldiğini düşünmeyiz; sadece hislerimizle ezberlenmiş tepkimizi veririz.

"Bizim değerlerimiz", "şirket DNA'sı", "biz burada bir aileyiz" cümleleri (ütopya demiyorum ) Barthes'ın lensiyle baktığımızda birer "mit"tir. Tehlike ise mitin  yalan söylemesi değil, sadece tartışmayı kapatmasıdır. Çünkü "doğal" görünür, "her zaman böyleymiş" gibi durur, sinsi tarafı olarak da okuyabiliriz. Ez cümle mit haline gelmiş bir ifade artık sorgulanmaz; sorulduğunda da elini kaldıran kişi, uyumu bozan biri olarak öylece kalır.

Banksy'nin heykelindeki bayrak burada başka bir anlam kazanır. Adamın elindeki şey, ilk bakışta onun kendi seçimi gibi durur — ama yüzünü kapatmasına izin vermesi de bir tercihtir. Bayrağı bir an için indirip görmeye başlayabilir. Ancak indirmez, belki indirebileceğinin farkında bile değildir. Çünkü o bayrak artık onun görmek zorunda olmadığı her şeyin yerine geçmiştir. Hatta uzun zamandan bu yana da aynı hikaye sürüyor olabilir…

Yönetim Kuruluna Doğru Yaklaşırsak

Peki, Banksy'nin sloganı koymama hareketi bir liderlik dersi olarak okunabilir mi? Söylemekten vazgeçmek bir zayıflık yerine, anlamı zaten elimizde tutamadığımızı kabul etme dürüstlüğü olabilir mi?

Burada ince bir denge olduğunu biliyorum; "anlam vermemek" ile "anlamı görünür kılmak için söz kalabalığı yapmamak" ayrı noktalar. Banksy muhtemelen ikincisini tercih ediyor; konuşan bir heykelin kredisini fazla gelecek bir sloganla düşürmüyor.

Pratikte iki farklı kritik anla karşılaşıyoruz, ayırt edebilmek belki de işin asıl ustalığı… Bir karar henüz olgunlaşmamışsa, kapanış cümlesi onu güçlendirebilir; olgunlaşmışsa yorar. Liderlik açısından sorulması gereken belki de şu: Karşımızdaki "heykel" — yani kararımız, hareketimiz, duruşumuz — zaten konuşuyorsa, eklediğimiz cümle ne işe yarıyor? Onu güçlendiriyor mu, yoksa yoruyor mu? Hep birlikte anlamın bağlamda olduğunu yeniden hatırlayabiliriz.

Plazaların duvarlarındaki değerlerimizi, özenle çerçevelenmiş vizyon cümlelerimizi hepimiz biliyoruz. Ortak dil ve zihniyetle alıp veremediğim bir yerde değilim; çünkü sorun cümlelerin kendisinde değil, ne zaman tartışmayı taşıdıklarında, ne zaman tartışmanın yerine geçtiklerinde.

Bir tartışma sırasında "biz zaten burada hep böyle yaparız" cümlesi devreye giriyorsa ve bu söz göreceli olarak yüksek bir pozisyondan da geliyorsa, Barthes'ın mitinin masada oturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tek bir toplantı, tek bir cümlenin etkisi değil;  yıllar içinde, kullandıkça, alıştıkça, değerin bayrağa dönüştüğünü fark etmeden normalleştirdiğimiz bir yerdeyim.

Yönetim Kuruluna Birkaç Meraklı Soru

*  Üst yönetimin stratejisi ve ekibin deneyimi arasında nasıl bir fark var? Aradaki farklı görmeye, tartışmaya ne kadar açığız?

*  Hangi cümlenin reddedilmesini, neredeyse bir saldırı gibi karşılıyoruz? O cümle bizim bayrağımız olabilir mi?

*  Kod adı "Biz aileyiz" cümlesi (sizin mitiniz daha özgün bir cümle de olabilir) masada zor bir konuşmayı kolaylaştırıyor mu, yoksa onu söylenemez mi kılıyor?

*  Bayrağı tutmamızı bekleyen kim? Elimiz bayrağa mı yapışmış olabilir mi?

Bayraklarımızı bir an indirme cesaretimiz olsa, o yarım adımı atmadan biraz durabilirsek, belki biz de görebiliriz. Gördüğümüz bizi mutlu eder gibi bir beklentiye hiç düşmeden…

Mine, Urla

Meraklısına ek okuma notu: Roland Barthes — Çağdaş Söylenler ve Yazarın Ölümü

Mine Kobal Ok

mct.com.tr (Şirket)

minekobalok.com (Kişisel)

turkiyegunlugu.net