Victor Hugo’nun Paris’teki Evi: Bir Dâhinin Hatıraları Arasında Yolculuk

Victor Hugo’nun Paris’teki evi, yazarın sürgün yıllarından kalan izlerle dolu. Müzeye dönüştürülen bu özel yapı, ziyaretçilerini edebiyat tarihinin derinliklerine götürüyor.

Victor Hugo’nun Paris’teki Evi: Bir Dâhinin Hatıraları Arasında Yolculuk

Dünyanın en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Victor Hugo'nun Paris'teki evindeyim.

Evvela duvardaki bir yazı dikkatimi çekiyor yahut dikkatimi çeksin diye oraya yerleştirilmiş.
Emin değilim...
El yazısı ile şöyle yazmış düşünür;

"Yıldızların düşmediğini söylediği için Prinelli'yi dövdürten, kanın vücutta dolaştığını ispatladığı için Harvey'e işkence eden onlardır.
Galilei'yi, Kristof Kolomb'u zindana attıran, Pascal'ı, Monteigne'i, Moliere'i din ve ahlak adına aforoz eden onlardır. 300 yıldır yayılan o büyük ışık onları rahatsız ediyor. O ışık akıldan müteşekkildir. Gerçek mümin benim ey rahipler, sizler dinsizsiniz."

Victor Hugo gençliğinde şiddetli bir kral yanlısı olsa da, görüşü yıllar içinde değişir. Tutkulu bir cumhuriyet destekçisi olur. Eserlerinde zamanının politik ve sosyal sorunlarına değinir.
Gel gelelim 1852 yılında, devrin hükümdarı Napoleon Bonaparte tarafından siyasi görüşleri sebebiyle sürgüne gönderilir.

Belki de kaderin bir cilvesi, kendisini ölümsüz kılacak eseri Sefiller’i, hayatından tam 19 yıl götüren bu sürgün esnasında kaleme alacaktır.

Evi ölümünden 8 sene sonra müzeye dönüştürülür. O gün bugündür milyonlarca meraklısı için kapılarını açık tutuyor.

Antreden girdikten sonra birbirini takip eden odalar şeklinde düzenlenmiş bir ev burası.
Önce büyük kırmızı bir salona giriyorsunuz. Sonra yemyeşil bir odaya, ardından sapsarı çiçekler ile duvarların, perdelerin kaplandığı bir odaya daha. Yine kırmızı tercih ettiği yatak odası en sonda.

Duvarlarda birbirinden güzel tablolar, heykeller fotoğraflar, nadide Çin tabakları var.
Müzeyi ziyaret edince ögreniyorum.
Tüm saydıklarım, el yazmaları ve Hugo'nun kendi çizdiği resimlerle beraber 50 bin küsür parçayı birden barındırıyor bu ev.

Seramik objeler, dönemin mobilyaları çok hoşuma gidiyor; bu sefer de şiir, tiyatro ve roman üzerine sayısız eserlere imza atan Hugo'nun aynı zamanda tasarımcı ve dekoratör olduğunu öğreniyorum. Fotoğraflarda göreceğiniz her yanımı saran bu zevk, zihnimde daha güzel ve manâlı bir anıya dönüşüyor şimdi.

Lakin Hugo’nun tüm eşyalarının içinde yazı masası hepsinden fazla dikkatimi çekiyor, sanırım.
Gel gelelim, yine burada olmasam nereden bileceğim bir bilgiyi daha heybeme koyuyorum.
Meğer Victor Hugo oturarak değil ayakta yazma alışkanlığı olan biridir ve evini buna göre dekore eder. Kim bilir, belki sürgün yıllarından kalan bir alışkanlıktır bu, şaşırıyorum.

Doğrusu burayı bir müze gibi gezemiyorum çünkü diğer tüm müzelerden farklı olarak Hugo'ya ait bir yaşam alanının, hatıralarının içinde olduğumun farkındayım.

Yuvasındaki halini, günlük hayatında neler yaptığını, kullandığı eşyalarını, kabiliyete mazhar resimlerini, oturduğu koltuğu, yazı masasını, son kez uykuya daldığı yatağı görmek, eşyalarına usulca dokunmak, camından izlediği park manzarasında birşeyler aramak tuhaf duygular uyandırıyor bende.

Sefiller’de Javert'in sarf ettiği cümle kulaklarımda çınlıyor şimdi.
Ne diyordu?
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır...

Meraklıları için müzenin Web sayfasını paylaşmak isterim.⚘️
https://www.maisonsvictorhugo.paris.fr/

Onur Küçükkaramıklı

 Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology