Kanser yiyip, otizm içmeye razı olana "bilge insan" yani "homo sapiens" denir mi?

GERÇEKTEN BİLGE İNSAN NESLİ MİYİZ?

Kanser yiyip, otizm içmeye razı olana "bilge insan" yani "homo sapiens" denir mi?

Homo sapiens, "bilen insan" veya "bilgili insan" anlamlarına gelir. Bu modern insan, primatların en yaygın türüdür. İki ayaklılığı ve yüksek zekâsıyla karakterize edilen bu insan türü, son derece karmaşık araçlar geliştirmiş, karmaşık toplumsal yapılar ve medeniyetler oluşturmuştur. Peki bilen insan tanımı, neleri bildiğimizi varsayarak bize yakıştırıldı hiç düşündünüz mü?

GERÇEKTEN BİLGE İNSAN NESLİ MİYİZ?

Bu makaleyi okuyan sizler de dahil, tüketciler neden zehirli gıda tüketmek, zirai ilaç karışmış yer altı sularını içmek ve sulamada kullanmak, topraklarının zehirlenmesine seyirci kalmak konusunda çok rahat? Çünkü her gün başımıza neler geldiğini "bilmiyoruz". Tarımsal üretimde ne kadar kabul edilemez seviyede kimyasal kullanılarak, zehirli gıda değil, gıda formunda paketlenmiş zehir tükettiğimizi bilmiyoruz.

Peki, tuttuğu futbol takımının kadrosunun tüm geçmişini bilen, sevdiği dizi oyuncularının tüm ilişki geçmişini ezberleyen homo sapiens, neden her gün ağzına, midesine soktuğu gıdaların içindeki besin değeri, ilaç kalıntısı ne kadardır bilmek istemez? Bu insan türüne gerçekten bilge, bilgili insan diyebilir miyiz?

Yıllardır, ilçe ilçe Türkiye’yi dolaşarak kooperatiflere, çiftçilere, sözleşmeli tarım yaptıran gıda şirketlerine tarımsal üretimde ilaç kullanımını azaltmaları için basit bir yöntem anlatıyor, finansal çözümler sunuyor ve deneme uygulamaları yapmayı öneriyorum. Şu ana kadar 15 şehir, 50 ilçe ve yüzlerce zıraat odası ve kooperatif, yüzlerce gıda şirketine ulaştım.

Çünkü 1990’lardan bu yana katlanarak artan zırai ilaç kullanımının hepimizin sağlığını, toprağı, suyu ve mahsülün besin değerini öldürücü seviyede negatif etkilediğini biliyorum. Bildiklerimle yetinmiyor, sürekli uzmanlara sormaya, iddiaları doğrulamaya ve bilimsel araştırmaları okumaya devam ediyorum.

Makale içeriği

İşlenmiş domates, turşu, patates cipsi, dondurulmuş gıda gibi bir çok kategoride sözleşmeli tarımsal üretim yaptıran gıda şirketlerinin ve kooperatiflerin "her birinin" yıllık 100 milyon TL ila 500 milyon TL arasında herbisit, 1 milyar TL'yi geçen pestisit (herbisit, fungusit, insektisit, vb tüm zırai ilaç türleri dahil) ve kimyasal gübre kullanımları var. Ve Avrupa Yeşil Mutabakatı, tarımda ilaç kullanımını %50, kimyasal gübre kullanımını %20 azaltma hedefi koymuşken, Türkiye'deki homo sapienslerin kaç tanesi bir kez, bir gıda şirketine, son 3 yılda bu hedefin neresindeler, bu konuda hangi net yatırımları yapıp, sonuç aldılar sordu mu? O zaman bizi bilge veya bilgili insan yapan nedir?

Konu sadece "boşu boşuna milyarlarca TL milli serveti yok etmemiz değil, bunun yanında insanlarımızı milyarlarca TL değerinde sağlık harcaması ile karşı karşıya bırakıyoruz. Yalnızca pestisit kullanımını %50 azaltmak bile ülkemizi önemli bir refah seviyesine çıkarabiliyor.

Otizm, bir çok kardiyovasküler hastalık, erken menopoz, üreme sorunları (son on yılda, benim çevremde, tüp bebekle çocuk sahibi olan arkadaşım olmayanlardan daha çok) gibi, hepimizi etkileyen bir çok hastalığın muhtemel kaynaklarından biri; zırai ilaçların içerisinde insan ve çevre sağlığına zarar veren etken maddeler. Pestisitlerin genel olarak hangi hastalıkların nedeni olabileceğini şemasını aşağıda, Avrupa Çevre Ajansı'nın sitesinden aldığım bir tablodan görebilirsiniz:

Makale içeriği
Pestisitin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri.

Bunlardan çok bilinen ve yasaklanması / sınırlandırılması en çok istenenlerden bir tanesi ise glifosat. Glifosat, çok zararlı bir ilaç mı? Diğer zırai ilaçlar kadar. Burada glifosatın zararlı etkisi üzerine bir haber ve makale gördüğüm için bir kaç örneğini paylaşacağım ancak yüzlerce benzer etken maddenin aynı hasatlıklara neden olduğunu unutmayın. Sorun nerede? Tüketiciler önemsemediği için akademi yani üniversiteler, tıp fakülteleri, zıraat fakülteleri, gıda mühendisliği bölümleri de her bir etken madde üzerinde yoğun araştırmalar yapmıyorlar çünkü tarım sektöründen böyle bir talep yok. Neden yok? Çünkü tarım sektörüne tüketicilerden bir talep yok:

Makale içeriği
Otizm ile glifosatın glisin mimetik/taklit mekanizması üzerinden etkileşimi arasındaki olası ilişki: Literatür verilerinin sistematik incelemesi ve analizi, Journal of Molecular and Genetic Medicine, Ocak 2015.

Bir diğer yorum da Florida Üniversitesi'nden bir Patolojist ve MIT'de Bilgisayar Mühendisliği ve Yapay Zeka Laboratuvarı'nda çalışmış bir danışmanın yayınladığı makalede yer alıyor.

Makale içeriği

Hiç değiştirmeden sonuç bölümünden bir alıntı paylaşıyorum:

"Bu makale, anne karnında glifosata maruz kalmanın, annenin ve fetüsün tiroid fonksiyonunun bozulmasıyla ilişkili olarak otizme yol açabilecek gelişimsel kusurlara neden olabileceği hipotezini öne sürmektedir. Glifosatın, tiroid fonksiyonunu 2 temel mekanizma üzerinden bozması beklenmektedir: Hipofizde TSH üretimi için gerekli olan manganın tükenmesi ve tiroid fonksiyonunda rol oynayan çeşitli selenoproteinlerin sentezinin inhibe edilmesi."

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın'ın Anadolu Ajansı'na verdiği röportajda herbisitler ile ilgili yorumu ise şöyle: "Bizim dış ortamla ara yüzümüz, bizim bağışıklık sistemimizin dengesini sağlayan bağırsak bariyeri sağlam olmak zorunda. Glifosat burayı komple bozuyor. Dolayısıyla bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, daha kolay hasta oluyoruz. Bağırsak bariyerini bozduktan sonra hem akut enfeksiyonlara, işte bu koronavirüs zamanındaki gibi dışarıdan mikrobik hastalıklara da açık hale geliyoruz. Onun dışında otoimmün hastalıklara da açık hale geliyoruz ve bugün ot ilaçları kanserlerin en önemli nedenleri arasında gösteriliyor."

Prof. Dr. Hazardın, Glifosat'ın doğrudan DNA hasarına neden olduğunu, "Bizim genetik materyalimizin hasarlanmasına, dolayısıyla o hücrenin kontrolden çıkmasına neden oluyor. DNA hasarından sonra hücreyi kaybetsek tamam, öldü bitti. O kötü hücreden kurtulduk ama kontrolden çıkmış bir hücre pimi çekilmiş bir bomba gibi düşünün vücutta her şeyi yapabilir, kanserleşebilir." cümleleri ile belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 2015 yılında glifosatı "muhtemelen kanserojen" (Grup 2A) olarak sınıflandırmıştır. Bu konuda bir çok bilimsel makale yayınlandı.

Ancak konu glifosat ile sınırlı değil, o çevreciler ve tıp uzmanları açısından en gözde ve hedefte olan herbisit etken maddesi. Bunun dışında, atrazin, diuron, dicamba, fluazifop-P-butil, sethoxydim, mesotrion, norflurazon, paraquat, diquat, trifluralin, oxyfluorfen gibi bir çok etken madde var.

2020 yılında Avrupa genelinde insektisit imidaklopridve herbisit metolaklor, en fazla aşım vakası gösteren maddeler oldu. Atrazin adlı yüksek kalıcılığa sahip herbisit ise yeraltı sularında en fazla aşım gösteren madde oldu (2007'den beri yasaklı olmasına rağmen).

Makale içeriği

2020 yılında Avrupa'da, EEA'ya bildirilen ülke verilerine göre, yüzey suyu izleme noktalarının %22'sinde, nehirler ve göller de dahil olmak üzere, bir veya daha fazla pestisit etki veya kalite eşiklerinin üzerinde tespit edildi.

Makale içeriği

  • FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) ve HRAC (Herbisit Direnç Eylem Komitesi) verilerine göre, ticari olarak kullanılan yaklaşık 300 farklı herbisit etken maddesi bulunmaktadır.
  • EPA (ABD Çevre Koruma Ajansı) tarafından onaylanmış tarımsal kullanım için yaklaşık 200 farklı herbisit etken maddesi mevcuttur.
  • Avrupa Birliği'nde onaylanan ve kullanımda olan yaklaşık 150-170 herbisit etken maddesi bulunmaktadır.

Bunlardan bazıları çok toksik olduğu için bazı ülkelerde yasaklı. Peki siz, bu etken maddelerden hangilerinin ne tür zararları var ve hangileri ülkenizde yasaklı biliyor musunuz? Peki bu bilgi neden futbol takımınızın hangi oyuncusunun sakat olduğundan, otomobilinizin motor ve donanım detaylarından, dizilerin gelecek bölümlerinde neler olabileceğinden ya da herhangi bir fenomenin komik videolarından daha önemsiz?

İLAÇ ŞİRKETLERİ, AŞIRI ZIRAİ İLAÇ KULLANIMININ SINIRLANDRILMASI KONUSUNDA TÜKETİCİLERDEN DAHA BİLİNÇLİ VE İSTEKLİ:

Peki biliyor musunuz ki aşırı ilaç kullanımından, tüketicileren daha çok rahatsız olanlar kimler? İlaç şirketleri. Yani bu herbisitleri, fungusitleri, insektisitleri üreten ve satan şirketler. Çünkü bu bilisel araştırma ve geliştirmelere on milyonlarca dolar yatırım yapıyorlar. Ancak çiftçilerin bilgisizliğinden ve eğitimsizliğinden yararlanan ilaç bayileri, sürekli dezenformasyon ile çiftçilere aşırı ilaç kullandırmaya devam ediyor ve yabancı otlar, herbisit etken maddelerine karşı bağışıklık kazanıyor. O aşamadan sonra o bölgede, o yabancı ot türünde o ilaç şirketinin uzun yıllar emek verdiği ve aslında tarımda verimlilik sağlamak için doğru dozajda kullanıldığında önemli faydası olan herbisiti işlevsiz hale getiriyorlar. Bir ilaç şirketi neden bu yatırım zararını istesin? Kesinlikle istemez ve istemiyorlar. Hatta Alman Hükümeti ve AB, 3.7 milyon Euro destek ile Bosch ve BASF ortaklığında bir şirkete Almanya’nın yerli spot sprayer’ını yaptırıyor. Şirketin adı; One.

İlaç ve gübre satışı ülkemizde yerel bayi kanalları üzerinden ilerliyor. Bu yerel işletmelerin ilk odağı, her ticari kurum kurum gibi doğal olarak; maksimum gelir elde etmek. Ancak toplum sağlığı ve ülkemizin toprak sağlığı yerel bayilerin ticari yarışına bırakılamayacak kadar değerli olmalıdır.

"Ekinin çıkış aşamasında yabancı ot ile mücadele edemezse, çok verim kaybedeceği" iletişimi ile; hemen hemen tüm çiftilere, tarlada ne oranda yabancı ot olup olacağını bilmeden, özellikle çıkış öncesi, total herbisit uygulamalarını yaptırmak, tarım sektöründe bir standart olmuş durumda. Yani patates, pamuk, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı gibi hemen hemen her üründe, belki tarlanın %35'inde çıkacak yabancı otlar için, çiftçiler tarlanın (ve doğal olarak yer altı sularının) %100'ünü ilaçlıyorlar.

SPOT SPRAYER GİBİ YAPAY ZEKA TABANLI İLAÇLAMA TEKNOLOJİLERİ İLE DAHA TEMİZ / İLAÇSIZ TARIM ÇOK DAHA DÜŞÜK MALİYETLE YAPILIYOR:

Gerçekten de çıkış aşamasında belli oranda yabancı ot verimden biraz çalabilir mi? Evet. Peki siz daha çok verimli üretilen (yani daha ucuz) gıdayı daha ilaçlı tüketmek istiyor musunuz? Yoksa aslında tarladan domates 3 TL / kg yerine 4,5 TL / kg fiyatla çıksa ve çok daha temiz ve sağlıklı domates tüketmeyi tercih mi edersiniz? Bu kararı siz tüketiciler olarak vermediğinizse, endüstriler bu kararı sizin adınıza daha ilaçlı ve ucuz ürün olarak veriyor. Peki homo sapiens olmak bunun neresinde?

Tereyağı kötü mü? Ekmek? Peki ya şarap? Bir çok doktor kalp için yararlı diyor. Peki ya çalışmak kötü mü? Hiçbiri durduk yerde kötü, zararlı değil. “Aşırı, uygun dozajın üzerinde, zarar verecek kadar” kullandığınızda hepsi kötü. Çalışmak, spor yapmak bile aşırı yaptığınızda zararlı hatta öldürücüdür.

Ekmeği, şarabı, tereyağını siz kendiniz yönetebilirsiniz. Ancak çiftçiler sizin sağlığınız için sağlığınıza zararı olmayacak seviyede zirai ilaç uygulamayı kendi kendilerine yönetmiyorlar. Bazı durumlarda ise teknolojik çözümlere erişemedikleri, bütçeleri yetmediği için bunu yapamıyorlar. Ancak artık daha az maliyetle tarımsal üretim yaparak, verim kaybına rağmen daha az maliyetli üretimle tarım yapmak, spot sprayer gibi akıllı ilaçlama makineler iile mümkün.

PEKİ, HANGİ İLLERDE YOĞUN ZIRAİ İLAÇ KULLANIMI YAPIYORUZ?

Konya, yani Türkiye'nin en büyük tarımsal arazilerine sahip ili, herbisit yani yabancı ot kullanımında lider. Size iyi bir haberim var, bu şehirdeki zıraat odaları ve kamu kurumları, şu anda tarımda herbisit kullanımını azaltmak için çokca proje geliştirmeye, ortak kullanılabilir parkur oluşturmaya çalışıyorlar.

Makale içeriği

İkinci sıradaki şehir Edirne, üçüncü ilaç şampiyonu şehir ise memleketim Aydın. Üzücü olan ise şu; hayatımı bu davaya adamış biri olarak, 2 yıldır, çiftçilerden, zıraat odalarından ve belediyelerden en az olumlu geri dönüş aldığımız şehir, Aydın diyebilirim. Adı "Aydın" olan memleketimin, bu konuda hiç aydın davranmaması beni yıldırmıyor, aksine şehrimin adına yakışan tarımsal üretimi benimsetmek için daha çok çaba sarfediyorum. Bu yazıyı da şu anda Aydın'dan yazıyorum. Aydın'ın bir iki vizyoner çiftçisi ile uygulamalarımızı da yakında size duyuracağım. Gerisi, temiz gıda tüketmeyi isteyen Aydın halkının elinde. Çünkü talep yoksa, temiz gıda da yok.

Bunun yanında Adana ve Hatay'da %90'a varan oranda azaltılmış herbisit uygulaması ile, daha sağlıklı toprak, daha yüksek verim, daha az ilaç stresi ile daha kaliteli mahsül, daha temiz gıda ve daha temiz çevre deneyimi yaşatacağımız çiftçilerimiz olacak. Çukurova'nın çiftçilerinin hevesini ve vizyonunu da takdir ediyorum.

Herbisiti azaltmanın dekar başı verimi ve çok iyi bilen çiftçiler ve STK liderleri var. Bunlardan biri Edirne Ticaret Borsası Y.K. Üyesi Oğuz Kurban. O kadar bilinçli ve çevresini uyandırmaya çalışan, önder çiftçilerimiz var ki, temiz tarım uygulamalarını sadece kendileri yapmıyor, çevresine de benimsetmeye çalışıyorlar. Çünkü çok iyi biliyorlar ki kimyasalı, zehiri, bölgesel olarak ortadan kaldırmadıkça, arı ve kuş popülasyonu korunamıyor, yer altı ve yüzey suları tekil çiftçi çabaları ile temizlenemiyor. Herbisit kullanımının %70 üzerinde azaltıldığı ilk yılda bile, bu tasarrufu sağlayan akıllı tarım makinelerinin maliyeti bir yılda geri kazanılıyor, ayçiçeği üretiminde mahsülün yağ oranı 3-4 yıllık süreçte ciddi oranda (%5 ila %20) artıyor. Bu da çiftçinin, tarlasını darphaneye çevirmesi demek.

Edirne ve Trakya'da spot sprayer ile %90'a varan oranda düşük herbisit ile tarımın uygulama önderi Oğuz Kurban'ın aşağıdaki videosunu mutlaka izleyin. Onu tanımalı ve desteklemeliyiz. Bu 5 dakikalık videoyu izlediğinizde anlayacaksınız ki Türkiye'de tarıma Oğuz Bey gibi bakan çiftçilerin para kazanması da mümkün, temiz ve kaliteli mahsül yetiştirmesi de. Ne ekonomik engeller var ne de coğrafya kader. Bariyer yalnızca zihinlerde (eğitimsizlikte) ve eksik olan tüketici talebinde:

Türkiye'de yapay zeka destekli sürdürülebilir tarım teknolojileri üreten Bridgesoft; sizin otizm, alzheimer, parkinson, otoimün hastalıklar, infertilite, obezite ve bir çok kanser türünden korunabilmeniz için tarlalardaki yabancı ot ilacı kullanımını %90, kimyasal gübre kullanımını %50'ye varan oranda azaltan teknolojik çözümler sunuyor.

Bu çabanın sahada çalışan, ürünleşmiş adı: Smart SprayeX. Türkiye'nin ilk ve tek yapay zeka destekli spot sprayer'ı. Görevi; aşırı dozda kullanıldığında insan sağlığını negatif etkileyen zırai ilaçların kullanımını %70 ila %90 oranında azaltmak.

Smart SprayeX ile %90'a varan oranda azaltılmış ilaç kullanımını, %80'e varan hibelerle sağlamak mümkün.

HEM TÜRKİYE HEM DÜNYADA AKILLI İLAÇLAMA İLE TEMİZ TARIM ÇÖZÜMLERİNİ DEVLETLER HİBE PROGRAMLARI İLE DESTEKLİYOR:

Tüm dünya, tarımsal ilaçlamasını spot sorayer’lara kaydırıyor. Devletler ve AB, bu çözümlere %80'e varan oranda hibeler veriyor.

Traktör devi John Deere, 305 milyon dolara spot sprayer şirketini satın aldıktan sonra Kuzey ve Güney Amerika pazarında tarımda kimyasal kullanımını hızla düşürüyor.

İngiliz Hükümeti 2023'te başlattığı program ile spot sprayer satın alımında çiftçilere %60 hibe verip, her kullandığı dekar başına 3,4 pound temiz tarım desteği vererek, 7-8bin dekar kullanan çiftçi ve kooperatifler için makineyi bedavaya getiriyor. Neden bunu yapıyor? Çünkü tek bir spot sprayer çözümünün tüm tarımsal üretimi dönüştürücü bir etkisi var:

Makale içeriği

Türkiye’de de devlet ve AB, sürdürülebilir ve temiz tarım dönüşümü için çırpınıyor, %80’e varan hibeler veriyor. Tarım bakanlığı 100% hibe oranlı (ücretsiz) pilot uygulamalar yaparak, akıllı ve sürdürülebilir akıllı tarım teknolojilerini yaygınlaştırmaya çalışıyor. Ancak Türkiye’nin çok önemli bir dezavantajı var; vatandaşlar çocuklarına temiz gıda yedirerek, erken yaşta kansere maruz bırakmamayı umursamıyor ve özel sektöre, gıda üreticilerine baskı uygulamıyor. Bu nedenle de bir çok çiftçi ve kooperatif, bu hibeleri değerlendirmiyor.

Tüketiciler ve çiftçiler, tarımda yapılan yanlışlar ile ilgili sürekli devleti, tarım bakanlığını ve çiftçileri suçlar. Size sahadan ve işin tam göbeğinden, yüksek farkındalıkla sesleniyorum: Bu sefer en umursamaz ve suçlu olan tüketiciler yani bu yazıyı okuyan her birinizsiniz.

Zıraat bankası düşük faizli kredi veriyor, çiftçi, 2 yılda daha az attığı ilaçla yatırımı geri döndürecek bir akıllı ilaçlama makinesi ya da 4-5 yılda maliyetini çıkaracağı basınçlı sulama sistemi almıyor. Basite kaçarak; yatırımlık bir traktör daha satın alıyor. “Seneye fiyatı artar, satarım”, “Köyde en yeni model bende olsun” diye…

Akıllı tarım çözümlerini ortak parkur olarak kurarak, müteahhitlik (servis olarak sunma) hizmeti olarak vermek isteyen özel girişimlere Zıraat Katılım, 6 yıl sıfır faizli kredi veriyor.

Devlet hibe veriyor ama bir kaç tekil örnek dışında zıraat odaları, kooperatifler; çiftçinin tek başına, küçük ölçeği ile alamadığı akıllı makineleri, %80 oranlı hibe desteğine rağmen alıp, ortak parkur olarak sahada yaygınlaştıramıyor. Bu konuda çok vizyoner davranan bazı Kooperatif ve Zıraat Odası başkanlarını sizlerle bir süre sonra tanıştıracağım.

Belediyeler ve STK işbirliklerine, AB’nin bir çok sürdürülebilir ve temiz tarım hibesi var. Geçen yıl %90 oranda bir hibe ile neredeyse ücretsiz şekilde akıllı tarım teknolojisi çözümlerini alıp, o bölgedeki halka daha az ilaçlanmış gıda tükettirebilmeleri için görüştüğüm hiçbir belediye, o ildeki çiftçileri daha temiz tarım ve düşük maliyetle üretim yapabilecekleri tarım teknolojisi çözümlerine ulaştırma konusunda heyecanlanmadı.

NEDEN BELEDİYELER, GIDA ŞİRKETLERİ VE ZIRAAT ODALARI, TEMİZ TARIM TEKNOLOJİLERİNE YATIRIM YAPMIYOR?

Çünkü belediyeler ve tarımsal hizmetler birimleri biliyor ki; tarımda ilaç kullanımını azaltmadıklarında, seçmenler bunu oy kullanırken dikkate almıyor. Vatandaş temiz gıda istemiyor, tarlalar daha zehirsiz ve verimli olsun diye bir talebi yok. Belediyenin kapısını bunun için çalan seçmen yok. Neredeyse tüm belediye başkanları, tarımı temiz, gıdayı zehirsiz yapmazlarsa oy kaybetmeyeceklerinin farkındalar.

Bana bir çok iyi niyetli belediye başkanı açıkça: “Ben de isterim ama buranın insanı sokağına asfalt, mahallesine çocuk parkı, çiftçi ise bedava fide, tohum istiyor” diyor. Haklılar da. Siz onlara baskı kurup "benim çocuğumu otistik yapma, benim çocuk yapma yeteneğimi benden çalma, kardeşimin 45 yaşında kanser olmasına imkan tanıma, yoksa seni belediye başkanı olarak tekrar seçmeyiz , gıda şirketiysen senin ürününü almayız" demiyorsanız; yol, park, yaz konserlerine oyunuzu veriyorsanız, neden kamu yönetimi seçmenlerinin istemediği konularda yatırım yapsın?

Özetle; tüketiciler olarak zehirlenmek istiyoruz.

Çuvaldızı kendimize batırmazsak, ailemizde genç yaşta kanser hastalıkları görmeye, gelirimizin hep daha fazlasını hastalıklara harcamaya devam edeceğiz. Seçilmiş belediye başkanları, zıraat odaları ve ürünlerini her durumda satın aldığınız markaların yöneticileri, daha temiz tarım için aksiyon almayacaklar.

Limitlerin çok üzerinde aflatoksin barındıran ürünlerle dolu, kötü koşullardaki deposundaki bu ürünleri nasıl satabildiği sorulduğunda, fıstık tüccarının verdiği cevabını hiç unutmayacağım: “Ölüm isteyene, bizde ölüm de var”.

Bence yaşamayı isteyelim!

İsteyelim ki gıda şirketleri ve çiftçiler de bizlere sağlıklı gıda, temiz çevre ve kaliteli yaşam versinler.

Ismail Ozdemir

Agricultural Economics - AgTech - Marketing - Business Development