Vatandaşın Ev Hayali “Tasarruf Finansmanı” Tuzağına Dönüşüyor
Türkiye’de hızla yaygınlaşan tasarruf finansmanı sistemi, faizsiz ve devlet güvenceli bir model olarak tanıtılıyor. Ancak vatandaşların ev hayalini suistimal eden agresif satış yöntemleri, hukuka uygun olsa da etik tartışmaları beraberinde getiriyor.
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / ANKARA
Geçenlerde tanıklık ettiğim bir olay bunun farkına varmamı sağladı. Kişileri ev ve araba sahibi yapmaya yönelik bir model var. Teknik adı “tasarruf finasmanı”. Çevre Bakanı sistemi şöyle açıklamış: “Her şeyden önce; bu sistemde kesinlikle faiz yoktur, doğrudan doğruya devlet güvencesi vardır. Bu sistemde, öncelikle katılımcılar Emlak Katılım Tasarruf Finansman güvencesiyle bir araya gelecek. Her vatandaşımız, kendi bütçesine uygun taksitlerle tasarruf yapacak.” Bir de çekiliş gibi bir atraksiyonu var; şans faktörünün cazibesi de eklenmiş. Şansınız varsa daha erken ev, araba sahibi oluyorsunuz. BDDK’nin sisteminde 9 aktif şirket görünüyor.
Tanık olduğum olayda cazip reklamları gören ve kısıtlı gelirinden ayırarak başını sokacak bir ev sahibi olmayı hayal eden ilkokul mezunu bir kişi bilgi almak için bu şirketlerin şubelerinden birine giriyor. Çok ilgili, güler yüzlü bir “satış temsilcisi” sistemi anlatıyor ve “bugün kampanyamız var, sisteme indirimli katılabilirsiniz” diyor. Kişi maddi durumunun zayıf olduğunu belirtiyor, temsilci “ayda ne kadar ödeyebilirsin” diyor, kişi “en fazla 15 bin TL, çalışamadığım aylar da oluyor, sakatlığım var” diyor, temsilci “sorun değil, hallederiz. Ne kadar peşinat verebilirsin?” diyor. Kişi birikiminin 200 bin TL olduğunu söylüyor. “Tamam biz ayarlarız” deyip bir ödeme planı çıkarıyor, kişiye imzalatıyorlar. Tahmin edeceğiniz üzere sekiz sayfalık bir sözleşme, son sayfasına malum kaydı el yazısıyla yazdırıyorlar “sözleşmeyi okudum, anladım, kabul ediyorum”. Bu arada satış yöneticisi “bak artık imza attın, sözleşmeden dönemezsin ama başkasına devredebilirsin” diyor. Kişi sözleşme elinde çıkıyor, huzursuz… Birkaç gün sonra gidiyor, temsilciyle konuşmak istiyor “ya ben ödeyemeyebilirim, çıksam” diyor. Temsilci “takma kafana, yavaş yavaş ödersin, çok iyi bir sistem” diyor, “başka müşterim bekliyor” diye başından savıyor. Kişi sözleşmeyi bir kenara koyuyor “Allah büyük” diyor. Bir ay sonra danıştığı bir arkadaşı “bu kadar huzursuzsan git çık, neden üzülüyorsun?” diyor. Tekrar gittiğinde temsilci “biz sana dedik, sistemden çıkamazsın. Çıksan da verdiğin para yanar. Gel seni donduralım, olunca ödersin, faiz işlemiyor nasıl olsa” diyor. Bu arada gönlü elvermeyen bir başka temsilci fark ettirmeden “cayma hakkın var” diye fısıldıyor. Kişi bunu öğrendiğinde 14 günlük cayma süresi geçmiş. Verdiği 200 bin TL ise hiçbir şekilde iade edilmiyor. Kişi bunun alacağı evin taksidine sayılmayacağını, “organizasyon ücreti” olarak sayıldığını da o esnada anlıyor. Görünürde her şey hukuka uygun, değil mi?
Satış temsilcisinin masasındaki plakette “2024 yılı ciro birincisi” yazıyor…
TBMM’ye, ÇŞİDB'ye ve BDDK’ya sesleniyorumBu sistemin şaibe altında kalmaması için imzalatılan sözleşmenin özellikle cayma hakkına dair hükmünün altına özel alan açılması ve buraya ayrıca “14 gün içinde koşulsuz cayabileceğimi ve organizasyon ücreti vb. adlar altında ödediğim ücreti hiçbir kesinti yapılmadan alabileceğimi biliyorum.” yazdırılması zorunlu kılınsın. Hatta bununla ilgili görüntü kaydı alınması zorunlu olsun.
Agresif pazarlama taktikleriyle vatandaşlarımızın çoğunun hayali olan başını sokacak bir eve sahip olma fırsatı birleşince, hele bir de buna “kurada çıkarsa hemen bile eve sahip olabilirsin” cazibesi eklenince, bir de “kampanya var kaçırma” taktiği uygulanınca kişilere o sözleşmeyi imzalatmak zor olmasa gerek.
Sevgili hukuk öğrencileri, hukuk canlıdır, özü etiktir. Özünden uzaklaşmasını önleyip onu insanlar için hayırlı kılanlar hukuku yapan ve uygulayanlardır. Yeni eğitim öğretim döneminizin harika geçmesini dilerim.
Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun
Erenköy İlkokulu/Robert Kolej/ İÜHF/ MJur-MSt University of Oxford











