“Umarım onay alırız.”

Kurumsal toplantılarda “onay” talebi yerine “katkı” çağrısı yapmak, sahiplenmeyi ve ortak düşünmeyi güçlendiren bir kültür değişimi olarak öne çıkıyor.

“Umarım onay alırız.”

“Umarım onay alırız.”

Kurumsal hayatın en masum, en sık kullanılan cümlelerinden biri. Ve belki de sahiplenmeyi en kısıtlayanlardan biri…

Haftalarca üzerinde çalıştınız, tüm takımınız emek verdi. Sunumlar hazırladınız, analiz raporlarınızı paylaştınız. Artık sırada üst yönetimin kapısını çalmaya geldi; beklenti ise tek bir kelimeye sıkışmış olabilir “onay”
Tam o anda, büyük bir olasılıkla fark etmeden tüm görüşmeyi iki olasılığa taşıyoruz: Evet ve hayır. Toplantı bir düşünme alanı yerinde bir değerlendirme alanına dönüşüyor ve "merak" kendine nefes alacak alan bulmakta zorlanıyor diye de eklemeden geçemedim, nedense…

Peki başka bir olasılık mümkün olabilir mi?
“Onayınıza sunuyoruz” yerine “katkınızı almak isteriz” diyerek kelimelerle biraz oynamak mesela.

Biraz yakından bakmayı deneyelim, katkı istediğinizde sorumluluk yukarıya taşınmak yerine masada kalıyor. Üst yönetim yalnızca karar veren bir rolden, düşünceye katılan bir oyuncuya dönüşebiliyor. Toplantı herkesin ezberlenmiş rollerini canlandırdığı çoklu monolog sahnesinden böylece birlikte düşünen bir çalışma alanına yaklaşabiliyor.

Martin Buber referansıyla “insan ilişkilerinin en canlı hâli Ben–Sen karşılaşmalarında ortaya çıktığı” ön kabulünü alırsak, onay bekleyen süreçlerin çoğu zaman “Ben- O” düzeyinde sıkıştığına şahitlik edebiliriz. Katkıya davet, ilişkiyi canlandırmakla birlikte masadaki sahipliliği de besleyecek bir başlangıç noktası olabilir belki.

“Sahiplenmeyi nasıl sağlarım?” sorusunun alternatif yanıtlarından biriyle karşılaştık sanırım; ez cümle bugün onay istemek yerine, “katkınıza talibiz” demeyi deneyebilir miyiz?

Mine Kobal Ok

turkiyegunlugu.net

Kelly Sikkema Unsplash