Tarihin En Kısa İş Görüşmesi: “Mülakat Bitmiştir, Çayınızı Dışarıda İçin”
Bir genç mezunun Koç Holding mülakatında yaşadığı çarpıcı deneyim üzerinden, işe alım sürecinde kültür uyumu ve hazırlıklı olmanın önemi anlatılıyor.
Yurtsuz Yazılar
'Tarihin en kısa iş görüşmesi!'
*İlk mülakatını hatırlayan var mı?
Milattan önce bir tarih!
Genciz, heyecanlıyız! Koç Holding'deki tempolu MT eğitimini tamamladıktan sonra elimize zarflar tutuşturdular.
İş garanti değil, çantada keklik hiç değil! Tek tek, zarfta ismi yazan Koç şirketlerine gidilecek ve mülakattan geçilecek.
O yıllar mağara çağı; ne teker var ne ateş, elimizde mızrakla dolaşıyoruz adeta!
Sevgili İpek Aral, Orçun İrfan, Fırat Akkemik, Berna Ozdemirkan, Alp Saracoglu, Rengin Onay Girav ve nice bu işin piri üstadlar yok ki gidip soralım!
Yine de boş değiliz. Dersimizi çalıştık!
Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesine gidip bulabildiğim kadar Endüstriyel İlişkiler ve Personel Yönetimi kitabını indirdim.
Mülakatlarda sorulmuş zor soruları not ettim.
*5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
(Benim gibi üç kanser vakası sonra yaşaması mucize bir adama bu soruyu sorarsanız, alacağınız cevaptaki hayal gücünü sizin tatlı zihninize bırakıyorum! Yorumlara beklerim )
*Microsoft 95, Access ve dBase yetkinliğiniz?
...
Çatır çatır hazırlandım.
İlk görüşmem bir bahar günü Migros’ta… Kadıköy İskelesi’ne yakın bir bina.
Balıkçılar, “Taze istavrit, gel gel ablam gel abim!” diye bağırmakta.
Genel Müdür Yardımcısı ciddi, otoriter ama babacan bir zat.
Yaprak gibi titriyorum. Beni buyur etti. Bir çay söyledi. İki hâl hatırdan sonra…
“Alim Bey evladım, hoş geldiniz! Burası hızlı bir müessese. Size tek ve net bir sorum var…” diye söze girince ben panikledim!
Soru en zor yerden gelecek belli. O da bilgisayar işi olmalı!
Ah! Microsoft 96’yı keşke öğrenseydim, FoxPro, Logo… biraz kıvırsaydım diye içimden geçiriyorum.
“Alim Bey evladım, sizi işe alsam ve yarın Erzurum mağazamıza müdür yardımcısı atasam gider misiniz?”
Haydaaaa… Böyle bir soru beklemiyordum. Dönem dışı bir final sorusu gibi!
Düpedüz hazırlıksız yakalanmıştım.
Ne kadar sustum bilmiyorum ama topu taca atacak alan kalmamıştı.
Kendini paşa evladı sanan ben, “Yok efendim, gidemem!” deyince kurt müdür gözlüğünün üzerinden bana baktı:
“Mülakat bitmiştir! Çayınızı da alın dışarıda bitirin!”
Böylece tarihin en kısa mülakatını yaşamış oldum.
Alı al moru mor, kös kös dışarı çıktım.
İlk mülakat… Paşaspor 0 – İşgücü 10!
Büyük ders! Hazırlık!
Ne kadar kendini uygun görürsen gör, o sektörün, o işin, başka coğrafyalarda ya da farklı mesai gün/saatlerinde çalışma gibi kendine has realiteleri olabiliyor.
Ben buna hazır değildim. Bırakın hazır olmayı, hazır olmadığımın farkında bile değildim!
*
Eğitim, okulda aldığın notlar, yetkinlik… bunlar belli oranda kabul gören, ama tek başına yeterliliği tartışmaya açık unsurlar!
Bazen, feci şekilde atladığımız can alıcı gerçek şu: İşin ritmine uygunluk ve kültür uyumu…
Bakıyorum, aradan geçen zamanda bazı alışkanlıklarımız değişmemiş.
Okul etiketini baştacı edip, “Hele yeteneği bir alalım, sonra yolda iş yapış kültürüne adapte ederiz!” yaklaşımı sürüyor.
Olur mu? Bilmem, siz söyleyin!











