Şimdi bir haber okudum.
Yolcular feribottan inmeyi reddedince, itfaiye araçları feribota binemedi.
Şimdi bir haber okudum.
Haber şöyle;
“Çanakkale'de orman yangınına müdahale etmek için göreve çıkan itfaiye ekipleri feribottaki birkaç aracın indirilmesi gerektiğini bildirdi.
Yolcular feribottan inmeyi reddedince, itfaiye araçları feribota binemedi.
Başka bir feribot hazırlanarak itfaiye araçları yangın bölgesine ulaştırıldı.”
Kaynak: Bozcaada haber
Derin nefes aldım.
Böyle bir anda bile sadece ve sadece kendi menfaatimizi, gideceğimiz yeri düşünebiliyoruz.
Sonra gelsin gözyaşları.
“Ah ormanlarımız yanıyor, çok üzgünüz, içimiz yanıyor.”
Rahat evimizde oturup iki damla gözyaşı dökmek, oradaki insanlar için üzülmek ahlar vahlar nasıl da vicdan rahatlatıyor, değil mi?
Ah nasıl iyi insanlar oluveriyoruz.
Dürüst olalım mı?
İçimiz falan yanmıyor.
İçi yanan insanlar, o feribottan iner.
İçi yanan insanlar, o feribottan hep birlikte iner.
İnmediler.
Sanmayın ki onları suçluyorum.
Asla.
Hepimiz suçluyuz.
Kolektiflik hepimizin yansımasıdır.
“Ama benim içim yanıyor, vicdanım rahat valla yanmayanlar düşünsün.” diyenler de suçlu.
Kaçamayız.
Kendi bireysel egolarımızla, öğrenemediklerimizle, yapamadığımız evrimlerle, el vermeyişlerimizle, ben ben ben diye haykırışlarımızla suçluyuz.
“Ama o insin, ben kırk yılın başı tatile çıktım, oteli kaçırmak istemiyorum.”
“Yok ben gerçekten çok isterim ama inemem benim hastam var onu görmem gerekiyor.”
Ama ama ama ama…….
Bahaneler, bahaneler….
Yaşam kolektiftir.
Ve bizden çoooook büyüktür.
Kendi bireyselliğimizi kolektif adına feda edebildiğimiz gün hem bireysel hem kolektif kazandığımızı göreceğiz.
Yaşamın boş laflara karnı toktur herhalde.
Yani öyle olsa gerek.
Koskoca ormanlar, ağaçlar, hayvanlar toplandı insanlığa kendini feda ediyor da insanoğlu bir feribottan inemiyor.
Vay halimize.









