Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin: Üç Kuşak Kadının Hikâyesi

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin" oyunu, üç kuşaktan kadının iç içe geçen hikâyeleriyle toplumun kadınlara yüklediği roller üzerine düşündürüyor.

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin: Üç Kuşak Kadının Hikâyesi

TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / KÜLTÜR SANAT

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin…

Oyunun yazarı Murat Mahmutyazıcıoğlu'dur. Yazar, Marmara Üniversitesi GSF İç Mimarlık Bölümü’nü bitirdikten sonra tiyatro ile yolları kesişir. Tiyatroya geri dönüşü 2000’lerin başında Kadıköy Gençlik Merkezi ile başlar. 2005 yılında Şahika Tekand’ın Stüdyo Oyuncuları ile devam eder. Yazar bu süreçleri “tutkuya geri dönüş” olarak ifade eder.

Oyun yazarlığı yolculuğunun başlangıcı ise 2011 yılında Limonata adlı oyunu yönetmek ile başlar. Bu oyunu yönettiği süreçte yazmaya dair bir isteği olduğunun farkına varır.

“Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” oyunu yazar için farkı biçimde yazma düşüncelerinin filizlendiği ilk oyunlardan biridir. Oyun; konuyu bireysel bir noktadan ele almaktan ziyade, toplumsal sorunları daha derinlikli masaya yatıran güçlü bir hikâyedir.

Oyunda birbirlerine yakın mesafede sandalyede oturan üç kadın vardır: Başak, Melis ve Ayfer. Bu oyun kişileri anne, kız ve anneannedir. Her biri kendi kuşağının temsilcisidir.

Fiziksel olarak birbirlerine temas etmeden, hatta yer yer birbirlerinin varlığından habersizmiş gibi karşısındaki okuyucuya/seyirciye hikâyelerini anlatır. Bu üç kadının diyalogları birbirini kesse bile bir araya geldiğinde hikâye genişler. Genişleyen hikâye ile kadınlara uygulanan eril tahakküm, evlilik, aile içi ilişkiler, İstanbul’un zaman içindeki değişimi ve âşka dair hikâyeler dökülür. Bu üç nesil hikâyesini anlatırken kadına yönelik algıya dair pek iyimser bir tablo da çizilmez. Biz de böylelikle “aile” fonu üzerinden “kadın imajını” sorgularız.

Melis, en genç kuşağın temsilcisidir. 12 Eylül askeri darbesinden tam üç gün önce İstanbul’da doğmuştur. Endüstriyel tasarımcıdır. Okan adında sinemacı bir sevgilisi vardır. Melis yirmi beş yaşına geldiğinde Okan ile birlikte yaşamaya başlar. Bunun için de kapıyı kapatıp ailesini arkasına alarak çıkması gerekmektedir. Anlatı ilerledikçe ailesine rest çekmesine rağmen Okan’ın Melis’i terk ettiğini de öğreniriz.

Başak, Melis’in annesidir. Hemşiredir. Üç kardeşlerin içinde tek üniversite okuyan odur. Fakat hemşirelik yapmaz. Yapamaz. Evlendikten sonra eşi Fehmi, başta romantik nedenlerle çalışmasına izin vermezken, daha sonra eril tahakküm baskısını hissettirir. “Kadın kısmı çalışmaz” diyerek izin vermez.
Ayfer, bu iki kuşağın atasıdır. Melis’in anneannesi, Başak’ın annesidir. Batıl inançları olan bir kadındır. Üç çocuğu vardır. Eşi Mehmet asker ve de çoğu zaman alkolden kaynaklı sarhoştur. Mehmet bir gün evden gider, bir daha da gelmez. Üç çocukla kadın başına kalan Ayfer bir yaşam mücadelesi verir. Bütün çocuklarının üniversite okumasını isterken içlerinden bir tek Başak okuyup meslek sahibi olur.

Oyun boyunca sürekli dile getirilen “armut ağacı” motifi de bize kökleriyle derdi olan bu kadınların varlığını sorgulatır. İşte bunları yazar, diyaloglarla seyirciye/okuyucuya güçlü bir şekilde aktarır. Bunun yanı sıra metne ve oyunculara yeni bir alan yaratan dekorsuzluk, anlatı merkezli bir oyun olduğunun da göstergesidir.

Aylin Aktaş

 Yazar | Dramaturg | Yazarlık Eğitmeni | P4C Eğitim Uzmanı

www.turkiyegunlugu.net