Rüzgârın Sesi, Bulutun İzinde: Doğanın Sessiz Öğretileri

Antalya’nın melteminden Avrupa’nın sirokko ve mistral rüzgârlarına; doğa olaylarının beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri biyometeoroloji çerçevesinde inceleniyor. Bulut gözlemciliği ve doğanın kültürel yansımaları da yazıda yer alıyor.

Rüzgârın Sesi, Bulutun İzinde: Doğanın Sessiz Öğretileri

Ben Antalyalıyım… Çocukluk yıllarımdan özlemle hatırladığım, yazları Antalya'ya koşa koşa gitmemi sağlayan bir his; aslında bir “rüzgâr” var:
Denizden karaya doğru esen, hafif serinlik getiren, ikindi vakitlerinde balkon sohbetlerinin, sahil kenarındaki yemeklerin en samimi eşlikçisi ve ruha ferahlık veren “meltem” tabii ki.

Bir de başlarken, “Cloudspotting” adı verilen, ülkemizde çok yaygın olmayan, romantik bir doğa pratiğinden bahsedeyim. Üzerine kitaplar yazılan, hatta festivallere konu olan “bulut gözlemciliği”nde yer ve şekil değiştiren bulutlar izlenir.

Kişiyi yavaşlatan, anda tutan bu pratiğin faydası ise şu: Dikkati geliştirir, görme duyusunu keskinleştirir ve düşünceye alan açar.

Bugün size doğayla kurduğumuz bu gibi sessiz bağları anlatacağım.

*

Araştırmalar gösteriyor ki, sıcak ve kuru rüzgârların taşıdığı pozitif iyonlar beynimizde serotonin seviyesini düşürdüğü için baş ağrısına, gerginliğe, uyku bozukluğuna yol açabiliyor. Esasen “lodos çarpması” tabirinin kaynağı da tam olarak bu.

Örneğin, İtalya’da Sahra’dan gelen “sirokko” rüzgârının insanların ruh hâlini negatif etkilediği için bazı mahkeme kararlarında hafifletici sebep olarak değerlendirildiği biliniyor. Veya Fransa’nın Provence bölgesinde haftalar süren “mistral” rüzgârının etkileri için de benzer şeyler anlatılır.

Van Gogh’un Arles’da yaşarken yaptığı tablolara bu gözle bakınca mistralin izlerini görebilirsiniz. Nitekim, kendisi de, hızlı ve tutkulu resim yeteneğini bir başka rüzgâra; “karayel”e bağlar.

*

Peki, gerçekten basınç değişikliği, rüzgâr türleri, sıcaklık değişimleri bizi etkiler mi? Peki ya (benim gibi) uzun süre “güneş"ten mahrum kalınca başınıza neler gelir?