Paris’in ikonik Les Deux Magots’unda Türk ziyaretçinin izlenimleri

Paris’te Sartre, Camus ve Picasso gibi isimlerin müdavimi olduğu Les Deux Magots’u ziyaret eden bir Türk gezgin, mekânın tarihsel atmosferinin felsefi eserleri anlamaya nasıl katkı sunduğunu anlattı.

Paris’in ikonik Les Deux Magots’unda Türk ziyaretçinin izlenimleri

Paris’te Sartre, Camus, Picasso, Hemingway gibi pek çok ünlü sanatçının müdavimi olduğu Les Deux Magots Cafe’ye gittim.

Sartre – Bulantı’yı okuduğumda psikolojimi olumsuz etkilediğini düşündüğüm için bir daha Sartre okumamaya karar vermiştim.

Aynı his Camus da da olmuştu. O zamanlar üniversitedeydim ve varoluşçu, kasvetli ve sorgulayıcı bütün içerikler beni kötü etkilerdi. Tezat bu ya, psikoloji okuyordum!

Psikolojiyle felsefenin uzun yıllar aynı kürsüde anlatıldığını biliyordum. Ve psikolojinin bir bilim dalı olarak ilk kez okuduğum okul olan İstanbul Üniversitesi’nde felsefe kürsüsünden ayrıldığını biliyordum.

Bu bilgi her zaman felsefeye olan ilgimi korumamı sağladı. Hatta bir ara üniversitede felsefe bölümünden de ders aldım ancak sonu biraz trajik oldu, bir ara anlatırım

Felsefeye ilgili, ancak Sartre’la başlayacak kadar da tecrübesizdim. Bulantı’nın etkisinden uzun süre çıkamadığımı hatırlıyorum. Zaten o zamanlar mevcut psikolojik durumum çok da iyi değilken, bir de bu kitabı okumak iyi gelmemişti. Uzun süre de kendisine çekimser yaklaştım.

Yıllar içinde tabii felsefe okumalarım geliştikçe kendisi en sevdiğim yazarlardan biri haline geldi ve Fransa’ya gitmişken kendisinin ve pek çok sanatçının müdavimi olduğu cafeye gittim.

Cafe tabii ki görsel olarak aynı kalmasa da, onların oturduğu yerden manzaraya, caddeye, binalara bakmak beni çok etkiledi.

Bir eserdeki sanatçının zihniyetini, o eserin ortaya koyulduğu gerçekliği bildiğimizde çok daha iyi anlıyoruz.

Paris’in etkisi biraz da buradan geliyor sanırım. Sokaklarında dolaşırken sadece binaları değil, tarihi, düşünce akımlarını, tartışmaları, sanatı ve yaratıcılığı hissediyorsunuz. Şehrin kendisi bütün bu eserlerin arka fonu gibi..

Belki de bu yüzden Paris’te o cafede bulunmak, bana sadece tarihi bir mekanda oturduğumu değil, bu eserlerin sahiplerine temas ettiğimi hissettirdi.

Paris’e yolu düşenlerin Les Deux Magots’a gitmesini tavsiye ederim. Şanslıysanız içeride küçük bir jaz konserine bile denk gelebilirsiniz.

*Cafenin eski ve yeni halini yorumlara ekliyorum.

Lütfiye Aslan

İş ve Örgüt Psikoloğu/Eğitmen/Podcaster