Osmanlı'nın mirası Lozan’da masaya yatırılmış,

Türkiye'nin bu mirastan ne alacağı kıran kırana diplomasi ile belirlenmiştir.

Osmanlı'nın mirası Lozan’da masaya yatırılmış,
Hayatımın oldukça uzun sayabileceğim bir döneminde tarihten hoşlanmadım, sıkıcı geldi bana.

Lisansta ev arkadaşım tarih okuyordu. Onun beni karşısına çekip, yüksek sesle sebep sonuç ilişkisi kurarak ders çalışması bu manada hayatımda bir milâttır:)

Demem o ki, tarihten sıkılanları gayet iyi anlıyorum. Çünkü tarihin bugünü ile alakasını kuramadığım, geçmiş, gitmiş olarak gördüğüm günlerden geliyorum.

Lakin bugün okumalarım, araştırmalarım hatta seyahatlerimde ama bilinen ama gizli hikayelere ortak olmaktan, görünüşte küçük olayların nasıl büyük sonuçları olduğundan hatta dünyayı nasıl şekillendirdiğini keşfetmekten haz alıyorum.

Tarihi anlamaya başladıkça, 'Dünya neden bu halde?' yahut 'Bu duruma nasıl geldik?' gibi soruların yanıtının daha geniş pencerelerde, politikadan sosyal antropolojiye kadar tarihin içinde olduğunu farkettim.

Böylesi ilgi alanlarınız olduğunda sosyal çevrenizin ister istemez bundan besleniyor. Bu söylediğimi networking gibi değil daha ziyade dostluk bağları olarak okumanızı isterim.

Hepinizin vardır tahmin ederim çünkü benim de var. Hiç tanımadan saygı duyduğum ve sempati beslediğim insanlar oluyor:)
Linkedin vesilesiyle birbiriyle en ufak ilgisi bulunmayan bambaşka kişiliklerin ilgi alanları kesişim kümesiyle dostluklar yeşertiyor.

Almanya'da yaşayan sevgili Emir Öngüner
profesyonel iş yaşamının yanı sıra bilim ve teknoloji tarihi araştırmacısı. Bir kıvılcım olarak yurtdışında yaşayıp bir taraftan kitaplar yazarak bilgisini, cömertçe açık erişimli bilgi kaynağına dönüştürüyor.

Geçen haftasonu sevgili Yeliz Gumus
ile ben Türkiye'den, sevgili Emir Almanya'dan İsviçre'de buluştuk

Kronolojik olarak tarihimizde önemli mihenk taşları, hashtagUşi, hashtagLozan ve hashtagMontrö'de birlikte tarihin izini sürdük.

Haftalarca süren politik manevraların yapıldığı tarihi salonlarda nefes aldık, yollarında yürüdük, belge, evraklara, duvarları süsleyen fotoğraflara baktık, imzaların atıldığı masalarda biz de oturduk...

Müthiş bir deneyim ve olağanüstü bir his olduğunu söylemekten çekinmeyeceğim.

Size bu antlaşmaları tek tek didakik biçimde anlatmaktan imtina ediyorum. Lakin Lozan'a bir parantez açmadan geçmek istemem.

Çünkü kimilerinin küçümsediği Lozan Antlaşması ile Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve arkadaşları, Osmanlı’nın küllerinden bir ulusun doğmasını sağlayacak adımları cesaretle attılar.

Malum Mondros Mütarekesi ardından Sevr Antlaşması bizi adeta ölüm döşeğine koymuştu.
Esasen artık bir imparatorluk olamayan, başkenti dahi işgal altında, toprakları batılı güçler tarafından paylaşılmak istenen sürecini düşünürsek, bana göre Kurtuluş Savaşı,Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun ilk adımı, Lozan Antlaşması ise bu doğumun resmi belgesidir.

Osmanlı'nın mirası Lozan’da masaya yatırılmış, Türkiye'nin bu mirastan ne alacağı kıran kırana diplomasi ile belirlenmiştir.

Bundan sebep Lozan Antlaşması sadece toprak kayıpları üzerinden değil, yeni bir devletin uluslararası arenada kabulü ve bağımsızlığının tanınması üzerinden okunmalıdır..
Hayatımın oldukça uzun sayabileceğim bir döneminde tarihten hoşlanmadım, sıkıcı geldi bana.

Lisansta ev arkadaşım tarih okuyordu. Onun beni karşısına çekip, yüksek sesle sebep sonuç ilişkisi kurarak ders çalışması bu manada hayatımda bir milâttır:)

Demem o ki, tarihten sıkılanları gayet iyi anlıyorum. Çünkü tarihin bugünü ile alakasını kuramadığım, geçmiş, gitmiş olarak gördüğüm günlerden geliyorum.

Lakin bugün okumalarım, araştırmalarım hatta seyahatlerimde ama bilinen ama gizli hikayelere ortak olmaktan, görünüşte küçük olayların nasıl büyük sonuçları olduğundan hatta dünyayı nasıl şekillendirdiğini keşfetmekten haz alıyorum.

Tarihi anlamaya başladıkça, 'Dünya neden bu halde?' yahut 'Bu duruma nasıl geldik?' gibi soruların yanıtının daha geniş pencerelerde, politikadan sosyal antropolojiye kadar tarihin içinde olduğunu farkettim.

Böylesi ilgi alanlarınız olduğunda sosyal çevrenizin ister istemez bundan besleniyor. Bu söylediğimi networking gibi değil daha ziyade dostluk bağları olarak okumanızı isterim.

Hepinizin vardır tahmin ederim çünkü benim de var. Hiç tanımadan saygı duyduğum ve sempati beslediğim insanlar oluyor:)
Linkedin vesilesiyle birbiriyle en ufak ilgisi bulunmayan bambaşka kişiliklerin ilgi alanları kesişim kümesiyle dostluklar yeşertiyor.

Almanya'da yaşayan sevgili Emir Öngüner
profesyonel iş yaşamının yanı sıra bilim ve teknoloji tarihi araştırmacısı. Bir kıvılcım olarak yurtdışında yaşayıp bir taraftan kitaplar yazarak bilgisini, cömertçe açık erişimli bilgi kaynağına dönüştürüyor.

Geçen haftasonu sevgili Yeliz Gumus
ile ben Türkiye'den, sevgili Emir Almanya'dan İsviçre'de buluştuk

Kronolojik olarak tarihimizde önemli mihenk taşları, hashtagUşi, hashtagLozan ve hashtagMontrö'de birlikte tarihin izini sürdük.

Haftalarca süren politik manevraların yapıldığı tarihi salonlarda nefes aldık, yollarında yürüdük, belge, evraklara, duvarları süsleyen fotoğraflara baktık, imzaların atıldığı masalarda biz de oturduk...

Müthiş bir deneyim ve olağanüstü bir his olduğunu söylemekten çekinmeyeceğim.

Size bu antlaşmaları tek tek didakik biçimde anlatmaktan imtina ediyorum. Lakin Lozan'a bir parantez açmadan geçmek istemem.

Çünkü kimilerinin küçümsediği Lozan Antlaşması ile Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve arkadaşları, Osmanlı’nın küllerinden bir ulusun doğmasını sağlayacak adımları cesaretle attılar.

Malum Mondros Mütarekesi ardından Sevr Antlaşması bizi adeta ölüm döşeğine koymuştu.
Esasen artık bir imparatorluk olamayan, başkenti dahi işgal altında, toprakları batılı güçler tarafından paylaşılmak istenen sürecini düşünürsek, bana göre Kurtuluş Savaşı,Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun ilk adımı, Lozan Antlaşması ise bu doğumun resmi belgesidir.

Osmanlı'nın mirası Lozan’da masaya yatırılmış, Türkiye'nin bu mirastan ne alacağı kıran kırana diplomasi ile belirlenmiştir.

Bundan sebep Lozan Antlaşması sadece toprak kayıpları üzerinden değil, yeni bir devletin uluslararası arenada kabulü ve bağımsızlığının tanınması üzerinden okunmalıdır..

Onur Küçükkaramıklı

Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology