OKU!

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının en önemli mücadele alanıdır. Sevgili öğretmenler; “yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”

OKU!

OKU!
Bey Dağları manzaralı Antalya Şehir Hastanesi’ne ilk defa gittim ve hayran kaldım. Yeni, pırıl pırıl, ferah. Bayağı büyük bir bina kompleksi ancak yerleşim planı gayet güzel, yönlendirme tabelaları işlevsel, danışmadaki görevliler güleryüzlü. Biraz sohbet ettim; hastaneye gelenlerin tek şikâyeti aradıkları birimi bulmakta zorlanmalarıymış. “Halbuki tabelalar gayet iş görür” dedim. Görevli güldü, “okumuyorlar ki” dedi. Yaşam kalitemizi düşüren en önemli sorunu tek sözcükle ifade etti.

Kapıdan girenleri izledim. Bazıları şöyle bir kafalarını kaldırıp tabelalara bakıyordu, sonra sanki bir yerlerine iğne batmış gibi yüzlerini ekşitip görevliye yöneliyorlardı. Sanki harflere, oklara alerjileri vardı. Okusalar da anlamayacaklarını düşünüyor gibilerdi. O anda yanlarına gidip içinden geçenleri sormak istedim ancak yüzüm tutmadı. Sosyal psikoloji çalışanlara bir araştırma konusu olarak öneririm.

Hani yeni girişimlerin aşması gereken bir ölüm vadisi var ya, eğitim sistemimizde de böyle bir vadi olduğundan şüpheleniyorum. Vadiyi geçenler yoluna devam ediyor. Geçemeyenler sözde “okuryazar” aslen “okuduğunu anlamaz ve yazmaz” olarak yaşamını karadüzen sürdürüyor.

Okumanın özü iletişimdir, dış aleme kullanılabilir bilgi aktarmaktır. Okuma eylemi sayesinde o anda orada bulunmayan insanların bilgileri edinilebilir; bu bilgi ile bilinçli iş yapılabilir. Okuma sayesinde yöntem bilgisi aktarılabilir. Biz okullarımızda okuma eyleminin bu yaşamsal yönünü kavratabiliyor muyuz? Örneğin öğrenciye bir kurulum kılavuzu verip bir mobilya monte ettiriyor muyuz? Orienteering yaptırıyor muyuz? Bir cihazın kullanım kılavuzunu okutup cihazı oradaki bilgilere göre kullandırıyor muyuz?

Birinci sınıf öğrencilerime her ders bir güncel olay getirip anayasa hükümlerinden bu olayın çözümüne karşılık gelenini bulmalarını istemem bu yüzden. Anayasa benim için öğrencilerime okumayı öğrettiğim işlevsel bir öğrenme aracı. Bir yılın sonunda anayasa metnine hâkim hale geliyorlar, anayasa içinde kendileri navigasyon yapabiliyorlar.

Toplumsal “okumama” hastalığından kurtulmamız için hastaneden önce okullara yönelmemiz gerekiyor. Eğitimin yöntemine odaklanmalıyız. Özgüvenli, sistemli ve rasyonel düşünen, okumayı eziyet değil bir zevk olarak gören nesiller yetiştirmek için okumanın yaşam kalitesini nasıl yükseltebileceğini onlara göstermeliyiz. Onun için yalın talimatlarla başlayalım. İşi kolay kılalım. İnsanımızın gerçekten okuryazar kılınması için yollar geliştirilmesi ve bu yöntemlerin yaygınlıkla uygulanması Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının en önemli mücadele alanıdır. Sevgili öğretmenler; “yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”

Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun

Erenköy İlkokulu/Robert Kolej/ İÜHF/ MJur-MSt University of Oxford Doktora