Milletin Parasını Millete Hizmete Dönüştürmenin Adı: Demirel
Süleyman Demirel’in bir mitingde protestocuya verdiği cevap ve halkla kurduğu bağ üzerinden, onun siyaset anlayışı ve Cumhuriyet’e bakışı detaylı olarak anlatıldı.
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / İSTANBUL
Bir meydan konuşması, bir adamın sorusu ve bir siyasetçinin dersi
Süleyman Demirel kürsüdeydi. Her zamanki gibi kürsüye çıktığında sesi gür, hitabeti net, mesajı doğrudan ve halkın dilinden konuşuyordu. "Baraj yaptım, yol yaptım, köprü yaptım, fabrika yaptım," diyordu. Ancak kalabalığın içinden yükselen bir ses, meydandaki havayı değiştirdi. Bir adam bağırarak sordu: “Bubaanin parasıynan mı yaptın?”
O anda meydandaki tansiyon yükseldi. Polis, jandarma, korumalar adamın üzerine yürümeye hazırlandı. Ancak Demirel, şaşırtıcı bir biçimde müdahale etti. “Durun!” dedi. “Adam doğru bir şey sordu. Durun!”
Demirel tarzı: İtiraza kulak vermek, cevabı alkışla almak
Süleyman Demirel o anda sadece bir başbakan değil, aynı zamanda halkla bağ kurabilen bir lider olduğunu bir kez daha gösterdi. Mikrofonu eline aldı ve protestocuya dönerek şu sözleri söyledi:
“Ülen! Senin bubanla, benim bubamın parasını üst üste koysak yine yetmez. Bu meydandaki herkes, bubasının parasını getirse, çuvalla koysak o bile az gelir. Milletin parasıyla yaptım. Sizin verginizle. Ama benden öncekiler yapmadılar, ben yapıverdim. Anladın mı?”
Cevap şaşırtıcıydı. Protestocu alkışlamaya başladı. “Valla doğru söylüyon başbakanım. Allah senden razı olsun,” dedi.
Bu sahne, bir liderin eleştiriye verdiği tepkinin bir toplumu nasıl etkileyebileceğini gösteren önemli bir örnek olarak hafızalarda yer etti. Protestocuyu susturmak yerine ikna eden ve sonunda onu kendine destek veren bir figüre dönüştüren bir siyaset ustalığıydı.
İslamköy’den Çankaya’ya: Cumhuriyet’in hikâyesi
Süleyman Demirel’in hayatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin imkanlarını ve toplumsal dönüşüm gücünü gösteren bir başarı öyküsüdür. Isparta’nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de, mütevazı bir evde doğdu. Baba evi hâlâ yerli yerinde duruyor. Ziyaretçilerine o kerpiç odaları gezdirirken başını eğerek girdiği odayı gösterip şöyle diyor:
“İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu, gaz lambasıyla okur-yazardık. Köy okulunu bitirdim. Ortaokul yoktu. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Sonra Afyon Lisesi.”
Süleyman Demirel bu uzun yolculuğu tek bir cümlede özetliyordu:
“Cumhuriyet benim işte! İslamköy'den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan Cumhuriyet'tir. Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk'e borçluyuz.”
Cumhuriyet bir fırsatlar rejimidir
Demirel’in hayatı, Cumhuriyet'in sadece yönetenleri değil, yönetilenleri de değiştirme gücüne sahip olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir. O, köyde gaz lambasıyla ders çalışarak büyüyen bir çocukken, yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı ve ardından cumhurbaşkanı oldu. “Devletin malı deniz” anlayışını yıkıp, “Milletin parası millete hizmet olarak döner” anlayışını hayata geçirdi.
Bugün hâlâ siyasetin içinde olan pek çok isim, Demirel'in bu halkçı yaklaşımını örnek alarak siyaset yapıyor. Onun üslubu, sertliğin değil, zekânın; susturmanın değil, ikna etmenin; popülizmin değil, gerçekçiliğin örneğidir.
Bir liderin kalıcı izi
Süleyman Demirel, Türkiye siyasetinde yalnızca görev yaptığı yıllarla değil, halkla kurduğu diyalogla da hatırlanıyor. Kimi zaman alaycı, kimi zaman babacan, ama her zaman sahici bir liderdi. Onun için siyaset, sadece icraat değil, aynı zamanda halkı anlamak, onlara kulak vermek ve gerektiğinde bir protestoyu alkışa çevirebilmekti.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Demirel’in sözleri yalnızca bir dönemin değil, bir anlayışın da özetidir: “Cumhuriyet budur!”













