LİDERLİK ÖLDÜ, YAŞASIN LİDERLİK
Yeryüzüne Sadık Kalan, Değerlerini Yaşayan Lider
Bugün “postmoderizm” bir cümlenin içinde yer aldığında iddialı ve ezber bozan bir tat bıraksa da, bu hafta Yönetim Kuruluna davetim biraz daha derinleşmek, sadece yeni sorular sorabilmek…
Çünkü postmoderizmi kullanan birçok düşünür, kendisinin postmodernist olmadığını da anlatmaya çalışırken belki birlikte satır aralarını daha iyi okuyabiliriz
Önce ilk “postmoderizm” tanımını kimin yaptığına bakarsak Foucault ve “Kelimeler ve Şeyler”
kitabına geliriz. Burada başlarken altını çizeceğimiz yer ise Foucault’un postmodernizmi bir akım olarak görmediği, sadece modernitenin artık çöktüğünü, yeni bir döneme başladığımızı söylemesi olur.
Sonra aklımıza ilk gelen referans ve “Postmodern Durum” kitabının yazarı Lyotard, büyük anlatıların sona erdiğini savunur. Kendini bir postmodern olarak görmez, hatta ölmeden önce de açıkça bunu ifade eder.
Yine Fransa tarafından devam edersek adları postmoderinizm ile anılan Lacan, Derrida, Deleuze gibi isimler de kendilerini postmodern olarak görmezler.
Peki geriye kimler kaldı?
Fredric Jameson “Postmodernizm” kitabında bu kavramı geç kapitalizmin kültürel bir duruşu olarak ele alır. Diğer taraftan İngilizce konuşan düşünürler Terry Eagelton, David Harvey gibi sağ görüşleri eleştirmek için bir araç olarak Postmoderizme başvururlar.
Sahneyi biraz kurabildiysek, tam bu nokta yüzyıl öncesinde modernitenin krizini öngören Nietzsche’nin kapısını tekrar çalmak için iyi bir fırsat olabilir.
Nietzsche “Tanrı öldü” ifadesiyle tüm mutlak hakikat sistemlerini kapsamaya çalışırken, hakikati insanların dışında bir yerde gözlemleyebileceğimiz bir olgu olarak da görmüyordu. Aristoteles’in aksine, gözlemleyerek dışımızdaki dünyada hakikati anlamanın pek de olası olmadığını bize hatırlatıyordu. (Gerçeklikten farkını hatırlayarak devam edebiliriz) Peki bu durumda hakikat de soru olarak elendiyse geride elimizde ne kaldı diye merak ederseniz?
Nietzsche’nin son döneminde bize yanıtı şöyle olurdu muhtemelen:
- Güç ilişkileri içinde oluşan inanç sistemleri
- İrade gücüyle oluşturulacak yeni anlamlar
- Bireyin kendi değerlerini inşa edebilecek cesareti
Bu yanıtlarla birlikte Nietzsche’ye bir postmodern diyebilir miyiz?
Etiketlemek derdinde tabii ki değilim, boyumu da aşmadan söylemeye özen gösterirsem “hayır” derdim. Çünkü Nietzsche büyük anlatıları eleştirip ve orada kalanlardan olmadı. Eğer hepimiz postmodernizmin kendini eleştirmeyi atladığında hem fikirsek, Nietzsche’nin “yeryüzüne sadık kalalım dostlar” derken yeni anlamlara ve eleştirel düşünceye alan açtığına da yaklaşabiliriz. Buradan baktığımızda belki kendisini “metamodern” bir figür olarak konumlandırabiliriz
Çerçevemizi kurumsal dünyaya yönlendirip Yönetim Kurulu’nda Devam Edersek…
O zaman geldiğimiz yerde soruyu yeniden tanımlayalım: Postmodernizmin varlığından bağımsız, çünkü yanıtı o kadar da önemli olmayabilir. Bilim, ilerleme, evrensel ahlak gib, kavramlar farklı coğrafyalarda farklı etkiler yaratıyorsa, liderlik sorumuz da bu belirsizliğe nasıl yaklaştığımız olabilir. Ya da biraz daha somutlaştırmak adına eksenin iki ucundaki liderlerden duyabileceklerimizi kurgulamaya çalışabiliriz…
* Belirsizliğin içinde kaybolan bir lider ne söyler?
“Her şey bağlamsal, kesin bir strateji oluşturamayız.”
“Kimsenin gerçeği mutlak değil, herkesin kendi hakikati var.”
“Değerler değişir, şirket kültürü de sürekli değişmeli.”
“Kurallar anlamsız, herkes kendi kurallarını yaratıyor zaten.”
“Bu krizde hangi söylemi benimsemeliyiz?”
“Sürdürülebilirlik mi? Şirketin büyümesine zarar vermeyecek şekilde nasıl konumlandırabiliriz?”
“Yeni nesil çalışmak istemiyor, onları nasıl motive edeceğimizi bile bilmiyoruz.”
“Kurumsal hikâyemizi yeniden yazmalıyız ama bir hikâye gerçekte ne kadar önemli?”
Ez cümle, postmodernizmden hakikatin zemininin yer değiştirdiğini biliyor, ancak yönünü bulamayan bir lider sesi aldık.
* Yeryüzüne sadık kalan, değerlerini yaşamaya cesaret eden lider neler söyler?
“Her şey bağlamsal olabilir ama biz kendi bağlamımızı yaratacağız.”
“Mutlak hakikat olmayabilir ama biz kendi hakikatimizi inşa edebiliriz.”
“Şirketimizin değerleri değişebilir ama biz hangi temel değerlerin arkasında duracağımızı seçeceğiz.”
“Kurallar değişir ama biz hangi kuralların gerçekten önemli olduğunu belirleyeceğiz.”
“Bu krizde biz hangi değerleri koruyacağız?”
“Sürdürülebilirlik bir strateji meselesi değil, bir duruş meselesidir.”
“Yeni nesil çalışmak istemiyor mu? Onlara anlamlı bir şey sunabiliyor muyuz?”
“Hikâyeler gerçektir. İnsanlar sadece verilere değil, hikâyelere inanır. Bizim hikâyemiz ne?”
Ez cümle sisler içinde bile kalsa liderlik duruşu ile yönünü bulmaya cesaret ediyor. Güç ilişkilerini doğru okuyup, değer yaratmak için pozisyonunu en sağlıklı şekilde almaya çalışan ve kurban dramasına asla düşmeyen bir lideri duyduk.
Nietzsche’den İlhamla Kendimize Notlar Çıkarırsak
- Nietzsche Apollon ile birlikte Dionysos’u da bize hatırlatırken, devamında yeni anlama ihtiyacımız olduğunu söyler. Belirsizliği bahane olarak kullanmak kısa vadede makul bir çıkış olsa da, uzun vadede daha güçlü bir söylem karşısında vazgeçeceklerimizin önkabulüne yaklaştığımızı da bilmenin sorumluğunu alabiliyor muyuz?
“Herşeyin değiştiği bir dünyada, değişmeyecek neler var?” Bu soruya Yönetim Kurulu, çalışanlar, müşterilerimiz aynı yanıtı verebiliyor muyuz?
- Güç ilişkilerinin dışında kalamayacağımız bir gerçekse, edilgen bir izleyici olmaktan çıkıp yeni değerler inşa edebiliyor muyuz? Liderlik varlık göstermekle ilgili günün sonunda…
- “Yeni nesilin/ bugünün çalışanının dünyasını daha iyi anlamak için neler yapıyoruz?” Dilimizden başlayan bir değişimle, etkileşimlerimizi yönlendiriyoruz.
Çalışanlarınıza ne kadar bayrak kaldırma alanı sunuyorsunuz? Sessiz kalacakları bir toplantıya “katılmıyorum” diyebiliyorlar mı?
- Kurumsal değerleri kar odaklı konumlamanın ötesinde, karlılığınızı değerlerinizle yönetebiliyor musunuz?
“Sürdürülebilirliği nasıl pazarlama malzemesi olarak sunabiliriz?” yerine “Sürdürülebilirlik hepimiz için önemliyse, göze aldığımız maliyetlere de hazır mıyız?” diye sorabiliyor muyuz?
Farkettim ki Nietzsche merkezde olunca benim yazı dilim de nasibini alıyor ve daha köşeli yazıyorum, ama böyle dağınık kalabilir bu hafta *
Ve son söze gelirsek…
Yönetim Kurulunda postmodernizmin ötesine geçip, yeni hikayeler yazmak istiyorsak. Sorumluluk alarak yeniden başlayabiliriz… Çünkü her etkileşim hepimiz için yeni bir fırsat
Mine, Urla
- minekobalok.com (Kişisel)













