LGS’de mülakat iddiası tartışma yarattı: Belirsizlik endişesi

Nitelikli liselerde mülakat iddiası eğitim camiasında kaygı yarattı. Uzmanlar, istisnai uygulamaların genelleşmesi riskine dikkat çekiyor.

LGS’de mülakat iddiası tartışma yarattı: Belirsizlik endişesi
LGS ile öğrenci alan nitelikli liselerde, özellikle de proje okulu statüsündeki ve yüzde 1’lik dilimde yer alan okullarda mülakat uygulamasının başlayacağı iddiası gündemde.

Haberin yarattığı etki bence gerçekten büyük.
Çünkü mesele yalnızca bir yönetmelik değişikliği değil, 13–14 yaşındaki çocukların yıllardır alışık olduğu görece net, ölçülebilir ve sınav temelli bir yerleştirme sisteminin ruhuna dokunan bir tartışma da olması.
Önce sakin olalım ve gerçeği doğru yere koyalım.

Bugün itibarıyla LGS ile öğrenci alan okulların tamamı için geçerli, genel bir mülakat sistemi yok.
Yapılan resmi
açıklamalar da bunu söylüyor. Ancak tartışmayı asıl önemli kılan şey,
bazı istisnai okullar üzerinden kapının aralanmış olmasıdır.
TÜBİTAK Fen Liseleri ve Baykar Fen Liseleri gibi çok sınırlı sayıda, özel statülü okullarda,
LGS puanına ek olarak farklı değerlendirme araçlarının gündeme gelmesi, doğal olarak
bu istisna yarın genelleşir mi sorusunu akla getiriyor.

Eğitimde mesele çoğu zaman bugün ne olduğu değil, yarın neye dönüşebileceğidir.
Bir eğitimci olarak beni asıl düşündüren nokta da tam burası.

LGS'nin, tüm eleştirilere rağmen çocuklara vaat ettiği net şeyler var.
Ne sorulacağını az çok biliyorsun, nasıl hazırlanacağını biliyorsun ve seni değerlendiren şey bir sınav sonucu.
Yani öngörülebilirlik.
Mülakat ise yetişkin dünyasında bile tartışmalı bir alan.
Öznel, yoruma açık, duygusal etkilenmelere fazlasıyla müsait.
Bugün kamu personeli alımlarında, akademik yükseltmelerde dahi adalet tartışmalarının merkezinde yer alan bir yöntemden söz ediyoruz.

Şimdi bu yöntemi, ergenliğin eşiğindeki çocukların hayatına ne kadar hazırlıklı bir şekilde sokuyoruz,
bunu sormak zorundayız.

Açıkça söylemek gerekir ki sadece sınavla olmaz, çocuğun çok yönlülüğü değerlendirilmeli cümlesi kulağa hoş geliyor.
Evet, ideal bir dünyada çocuklar yalnızca test çözen bireyler değildir.
Ama ideal bir dünya ile adil bir sistem aynı şey değildir.

Çok yönlülüğü ölçmenin yolu, herkes için eşit, şeffaf ve denetlenebilir araçlar üretmekten geçer.
Aksi halde niyet ile sonuç arasındaki mesafe hızla açılır.

Bugün konuşmamız gereken şey,
LGS gibi yüksek kaygı içeren bir sınavın ardından, çocuklara yeni bir belirsizlik alanı mı ekliyoruz?
Yoksa gerçekten eğitsel gerekçeleri sağlam, sınırları net çizilmiş, çocuk psikolojisini merkeze alan bir model mi inşa ediyoruz?
Eğitim, sürprizleri kaldırmaz.
Hele ki çocuklar söz konusuysa.

Bu yüzden meseleye ne panikle ne de romantik cümlelerle yaklaşmak gerekiyor.
Tartışmayı susturmak da değil, derinleştirmek gerekiyor. Çünkü bugün istisna dediğimiz uygulamalar, eğitim tarihinde çoğu zaman yarının normali olmuştur.

Ve şunu da not düşmek isterim ki,
çocukların kaderi, belirsiz yönetmelik yorumlarına, sosyal medyada yayılan başlıklara ya da yetişkinlerin güç denemelerine bırakılmayacak kadar kıymetlidir.
Eğitimde atılan her adım,
en çok da sesi en az çıkan çocukları düşünerek atılmalıdır.

Nurtaç (ŞATIR) GÖKGÖZ

Karadeniz Teknik Üniversitesi