İnsanın Kodlarını Çözmek: Ahlak, Yolsuzluk ve Eğitim Üzerine Düşünceler
Bebeklerde yapılan kukla deneyinden yola çıkarak ahlak, adalet ve yolsuzluk kavramları irdeleniyor. Yazı, bireysel yozlaşmanın kökenlerini doğuştan gelen ayrımcılık eğiliminde ararken, çözüm olarak eğitimi öneriyor.
"Ahlak ve adalet, tüm toplumsal kuralları oluşturan duvarın her bir taşını birbirine bağlayan harç gibidir." diyerek söze başlamak istiyorum. Bu benzetmeyi yapmamda muhtemelen babamın inşaatçı olmasının ve inşaat içinde büyümemin büyük bir payı vardır. Bu yazıyı yazmamda Dilovası ilçesinde doğmuş olmamın da büyük bir payı olduğu gibi. Hakikaten bir payı var mıdır yoksa yok mudur? Bu yazı, içinde, kendi varlığının da cevabını sorgulayan, kendine gönderme yapan bir paradoks barındırmaktadır.
İşe gelirken her sabah müzik dinlediğim halde bu sabah haberleri dinledim. Daha doğrusu Dilovası geçince sözde takılı kaldım haber kanalında. Haberde, doğduğum yerde bir gazetecinin işini yaptığı için gördüğü şiddet anlatılıyordu. Şiddeti uygulayanlar bir siyasi partiyle ilişkilendiriliyordu. Bir sonraki haber başka bir siyasi partinin TV kanalı açmak için topladığı kaynağın buhar olması iddiasını konu edinmişti ve bir sonraki haber de bir başka partinin başka bir yolsuzluğunu... Bu böyle sürüp gitti. Ve şimdi ahlak, yolsuzluk ve eğitim üzerine beni bu satırları yazmaya iten süreci biliyorsunuz artık. Bu bilgi yazıya bakış açınızı değiştirir mi? Yoksa hala duruma yabancı mısınız? Tüm bu hikayeler ağının zihninizde oluşan imgelerde bir etki payı var mıdır yoksa yok mudur? Ben ne yazarsam yazayım zihninizde küçük bir kıvılcım dahi oluşturmayacak mıdır? O kıvılcım bu yazıyı okumasanız da zaten hep bilinçaltınızda ortaya çıkmayı mı bekliyordu? Demek istediğim duygular ve düşüncelerden adalet ve ahlaka dair tüm çıkarımların gerisinde olan güç nedir? Doğuştan gelen kodlarımız var mıdır? Yoksa kendi kendine öğrenen otonom canlılar mıyız?
Bu sorular insan kendi varlığını sorgulamaya başladığından beri sorulan ve üzerine kafa yorulan konular. Öyle ki Hobbes'a göre insan doğuştan kötüdür. Hatta öyle ki "İnsan insanın kurdudur." Ama karşı görüşte olan Locke'a göre "İnsan zihni boş bir levhadır." deneyimlerle kendini geliştirir ve değiştirir. Bu durumda benim seçtiğim kelimelerden kullandığım benzetmelere ve imgelere kadar her şeyde geçmişim, deneyimlerim ve öğrendiklerim etkili olmalı. Ya da bambaşka bir şey var. Çok daha gerisine gitmemizi gerektiren, yaradılıştan gelen kodlarımız.
Ahlak doğuştan sahip olduğumuz bir değer midir? Bu konu üzerinde araştırma yapan bir grup bilim insanı çok ilginç sonuçlara ulaştılar. Birkaç aylık bebekler üzerinde gerçekleştirilen kukla deneylerinden söz etmem gerekiyor öncelikle. Bu deneylerde bebeklere çeşitli kuklalar gösteriliyor ve her biri başka durumları betimleyen kısa hikayeler sergileniyor. Örneğin bir kukla yiyecek sepetinin üzerinde oturuyor ve yiyecek almak isteyen başka bir kuklayı engelliyor. Sonrasında başka bir kukla gelerek yiyecek almak isteyen kuklaya yardım ediyor. Bebekler yiyeceğe ulaşmaya çalışan kuklaya yardım edeni seçiyorlar. Bu seçimlerini ve daha doğrusu bu iyi kuklaya karşı sevgi ve empatilerini ona daha uzun süre bakarak gözleriyle ifade ediyorlar. Bu hikaye, sonrasında yiyecek almak isteyen kuklanın aslında o yiyeceği çaldığı ve sonrasında sahibinin bunu engellediği, diğer kuklanın ise hırsıza yardım eden hale geldiği başka bir versiyonla derinleştiriliyor. Bu sefer bebekler yiyeceği almaya engel olanı seçiyorlar. Bir kaç aylık bebekler hakkı, adaleti, suçu, kısaca doğruyu ve yanlışı biliyorlar. Konuşmayı, yürümeyi, kendi başlarına oturmayı ve dönmeyi bile henüz beceremeyen bir kaç aylık bebeklerden söz ediyoruz. Bebekler adaleti doğuştan biliyorlar. Bu durumda insan zihni boş bir levha gibi değil aslında. Doğuştan adaleti, hakkı ve iyiliği bilen insan neden bu kadar kötüleşiyor peki? Deneyin devamı da var! Bu sefer bebeklere iki yiyecek öneriliyor. Bebekler birini seçiyor ve sonrasında kuklalara da aynı yiyecekler öneriliyor. Kuklalar da bebeklerin önünde yiyeceklerden birini seçiyor olarak gösteriliyor. Sonrasında eski hikayeler tekrarlandığında işler karışıyor. Bu sefer bebekler adaleti, hakkı ve doğruluğu önemsemeden kendileriyle aynı yiyeceği seçen kuklayı benimsiyorlar. Kendileriyle aynı yiyeceği tercih etmiş olması, bebekler için onu seçmeye, korumaya, kollamaya yetiyor. Şimdi bu bilgiyi alın, yiyecek yerine cinsiyet, ırk, dil, din, meslek, memleket ve daha her türlü grup oluşturmaya elverişli şeylerle doldurun. İnsan ahlakı doğuştan olarak iyiyi, kötüyü, adaleti, haklıyı, haksızı, olması gerekenin ne olduğunu biliyor. Ama aynı şekilde insanın doğuştan gelen bir ayrımcılık kodu da bulunmakta ne yazık ki. Bu kod, size ait olduğunu düşündüğünüzü korumayı, sizinle aynı olanı sahiplenmeyi, sizin kontrol alanınızın dışına çıktığı an yabancılaşan her şeyi yok etmeyi normalleştiren bir tasarımcı hatası aslında. DNA araştırmaları derinleştirildikçe doğuştan gelen kodlar ceza ehliyetinin olup olmadığı, suçun bir irade ürünü mü yoksa bir hastalığın olumsuz sonucu mu olduğu ve en önemlisi özgür iradenin olup olmadığı konusunda hukukçuları ve tıpçıları bilimsel ve felsefi ikilemlere sokmaya başladı bile. En nihayetinde insan olarak iyiyi ve kötüyü kendi omuzlarımız üstünde taşıyoruz. Bu gerçek bazen iyi ve kötüyü simgeleyen melekler figürüyle kazınıyor zihnimize, bazen de namus adı altında işlenen bir cinayet sonrasında yine erkeklerin omuzları üzerinde tanışan bir kadının tabutuyla.
İyiyi ve kötüyü doğuştan bilen insan, yine doğuştan gelen kendi gibi olanı ne pahasına olursa olsun sahiplenme içgüdüsüyle tıpkı Adam Ferguson'ın dediği gibi ahlak sistemini iyileştirmek yerine yozlaştırmayı seçme eğilimindedir. Bu yozlaşma bazen o kadar genele yayılır ki bir sorun, bir aykırılık, bir suç olmaktan çıkıp nerdeyse bir kültür halini alır. Yazının başında bahsettiğim haberler sanki yolsuzluğun güçlü ve geniş yetkileri olan kişiler ve gruplar tarafından yapılabilen bir hukuksuzluk, adaletsizlik, ahlaksızlık olduğu izlenimini vermiş olabilir. Ancak yolsuzluğu her türlü güç ve yetkinin kötüye kullanılmasında görmek gerekiyor. Yolsuzluk bir ineği olan köylünün sütüne kattığı sudadır, bir bakkalın pirincine kattığı taştadır, daha ağır çeksin diye bir oduncunun ıslattığı odunlardadır, her yerdedir. Herkesin gücü ve yetkisi ölçeğinde yaptığı ahlaksızlık ve hırsızlıktır yolsuzluk. Daha büyük yolsuzluklar işte bu küçük yolsuzluklardan beslendiği için bu kadar sistematik hale gelmekte ve olağan karşılanmaktadır. Kukla deneyini hatırlayın şimdi. İnsan ne pahasına olursa olsun kendi gibi olanı korumaya ve kollamaya meyillidir. Taksimetreyi açmadan yapılan yolculuklar, fatura almazsam kaça olur alışverişleri, denetimsizlikten ve boşluktan yararlanarak hiç gidilmeyen ama maaşı alınan işler, kaçırılan irili ufaklı vergiler ve tüm hakedişte yer alan ama hak edilmeyen ödemeler.. Bunlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde hayatın olağan akışına uygun olarak görülüyorsa o toplumda yolsuzluk artık bir kültür halini almıştır. İnsanın yozlaşmaya meyilli olması doğuştan gelen bir hatadır. Kukla deneyi daha büyük çocuklar üzerinde tekrarlandığında, iyi eğitim alan çocukların kendileri gibi olmasa da haklı olana hakkını teslim ettiği görülmüştür. Doğuştan gelen adalet duygumuzu yüceltmek ve yine doğuştan gelen ayrımcılık dürtümüzü dizginlemek için tek çözümümüz eğitim. Hani şu günümüzde teknoloji eğitimi verilmeden eğitimin teknoloji üzerinden uzaktan verildiği sistem var ya.. Ekranda sınav sorularının açık olduğu sekmenin bir yanında cevapları aramak için kullandığınız bir diğer sekmenin adıdır yolsuzluk. Yolsuzluğun en çirkini bilgi yolsuzluğu yapmaktır. Bilgi yolsuzluğu devasa şirketlerin, güçlü partilerin, ultra zengin iş insanlarının yaptığı yolsuzluktan çok daha büyük ve çok daha tehlikelidir. Çünkü bu saydıklarımı sona erdirecek güç, sadece bilginin adaletli dağıtıldığı, öğrenildiği, test edildiği ve kaliteli bir şekilde alındığı toplumlarda ortaya çıkabilir. Aldığınız eğitim sonucunda iş bulma şansınızın artması, özgeçmişinizde etkileyici bir satır oluşturması, sizi maddi olarak zenginleştirmesi felsefi düzlemde o eğitimi kaliteli kılmaya yetmez. Bu eğitimin sizi daha ahlaklı bir insan yapmayı sağlayıp sağlamadığına odaklanmak gerekir. Atatürk'ün dediği gibi " Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür." Bu yazıyı okumayı bitirdiğiniz şu anda, peki siz kendinizi zengin mi hissediyorsunuz yoksa ahlaklı mı?













