“İnsanın İyi Olduğuna İnanan” Şirketten Aidiyet Dersi

Aidiyet duygusu iş dünyasından toplumsal mücadelelere kadar güven, katılım ve anlam üzerinden inşa ediliyor. Bir Fransız şirketi ve 30 Ağustos örneği, aidiyetin gücünü gösteriyor.

“İnsanın İyi Olduğuna İnanan” Şirketten Aidiyet Dersi

Şirketlerin kendilerini tanımladığı birçok ifade duydum ama açık ara en iyisi bu: “İnsanın iyi olduğuna inanan şirket”… “L’enterprise qui croit que l’homme est bon.”
Otomobil yedek parçaları üreten bir Fransız şirketi bu.

1983 yılından önce burası sıkı bir hiyerarşi ile yönetilen bir işletmeymiş. Şirketin CEO’su 1983 yılında başa geçtiğinde önce, yöneticilerin çalışanları izlediği camı kapattırmış, 30'ar çalışanın bir araya gelerek kendi küçük takımlarını oluşturmasını sağlamış.

Bu ekipler birtakım konularda kendileri karar verecekler; “ters yetkilendirme” prensibiyle de, yönetimi devreye sokma kararı almadıkça her işi kendileri halledeceklermiş.

Nitekim, bunun üzerine fabrikada verim artmış, önemli parçaların üretim süresi belirgin ölçüde düşmüş. Her şeyi değiştiren ise yöneticinin şu basit yaklaşımı imiş:

Çalışanlara ne kadar sorumluluk verilirse ve güven duyulursa onlar da öyle davranırlar.

*

İş dünyasındaki bu örnekten yola çıkarak bugün, sizlerle beraber üstünde düşünmek istediğim konu “aidiyet” konusu.

İnsan ne zaman “ait” hisseder? Bir çalışan çalıştığı şirkete veya bir kişi yerleştiği bir şehre, ülkeye? Aidiyet duygusunu yaratan unsur âşinalıklar mıdır, aynı amaç etrafında kurulan bağlar mıdır?

*

Geçen yıl verdiğim bir “iletişim” eğitimi için bir firmanın hekimleriyle beraberdim. Orada ilgimi çeken şöyle bir şey olmuştu:

Şirketin kurucusu İbrahim Bey, ekibinden “Biz 32 kişilik bir ekibiz” diye bahsediyordu ve pek çok düzenlemeyi de buna göre yapmıştı.
Hoş olan şuydu: 32'ye çalışanların eşleri ve çocukları da dahildi. İşte, bu özenin çalışanların “aidiyet” hissine katkısını düşündüm.

Biz, “aidiyet”i bir topluluğa ait olmak gibi düşünsek de; aslında aidiyet, bulunduğun yerde diğerleriyle beraber bir anlam yaratma duygusudur.

Nitekim, aidiyet konusu üstüne sosyal psikoloji ve organizasyonel davranış alanlarında yapılan çalışmalar da bunu doğruluyor ve öne çıkan üç temel unsurun olduğunu söylüyor:

Güven, katılım ve anlam.

Bu üçü bir araya geldiğinde, kendimizi bir yapının parçası olarak değil, öznesi gibi hissediyoruz.

*

Düşünürseniz, dün kutladığımız 30 Ağustos Zaferi de bu anlamda ortak aidiyetin somut bir örneği. Çünkü Anadolu’nun dört bir yanından gelen şehitlerimiz, Ata’mızın önderliğinde güvenle mücadeleye katılmış ve ortak bir anlam yaratmışlar. O da:

Bağımsızlık.

İşte, bugün de çocuklarımıza bu hikâyeleri aktarmanın yalnızca bir tarih bilgisi değil; onlara bir “yer duygusu”, bir “kök” vermek anlamına geldiğini düşünüyorum.

Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe’nin sevdiğim, sık alıntıladığım rehber bir sözü var:

“Ailelerin çocuklarına verebileceği iki şey vardır: Kökler ve kanatlar. Kökler; bize aidiyet hissi verir ve yönümüzü bulmamızı sağlar. Kanatlar ise ön yargılardan sıyrılıp yolumuzu çizebilmemizi mümkün kılar.”

Damla Ömür Tantekin

 Advisor | Writer | Speaker | Cross-Cultural Communication

#Aidiyet #Güven #Katılım #Anlam #İşDünyası #30Ağustos #Bağımsızlık #Goethe


www.turkiyegunlugu.net