Granada'da Bir Pazar: Türk Misafirperverliği ve İspanyol Gelenekleri Buluştu

Granada'da bir pazar günü, Türk misafirperverliği ve İspanyol gelenekleri bir araya geldi.

Granada'da Bir Pazar: Türk Misafirperverliği ve İspanyol Gelenekleri Buluştu

TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ /YAŞAM

Oğlum ilkokulu devlet okulunda okudu. Okulumuz tam anlamıyla muhite aitti. Çevrede oturan ailelerin çocukları çoğunlukla yürüyerek okula gelir, okulun dışındaki zamanlarda aralarında komşuculuk geçerliydi.

Muhitimizde yaşayan İspanyol expatlar sayıca fazlaydı, okul tercihlerini evlerine yakın okuldan yana kullanmışlardı; aynı bizim gibi...

Küçük bir okuldu bizimki, sınıflarda çocuklarla beraber kediler de ders görürdü. Okul küçüktü ama bahçesi büyüktü. Baharda biber ekiyordu çocuklar, kışa doğru maydanoz ve reyhan pek güzel oluyordu.
Ha bir de tavuklar vardı arka bahçede, sırayla gidip yumurtaları kontrol ediyorlardı.

İngilizce birinci yabancı dildi ama yukarıda söyledim ya İspanyollar vardı okulumuzda, vizyoner bir de müdürümüz. Çocuklar ikinci dil olarak İspanyolca görmeye başlamışlardı, böylece daha da kaynaşmışlardı.


İki hafta önce bugün Granada'daydım.
Oğlumun arkadaşı Maria sıcakkanlı ve sempatik ailesiyle ülkesine kesin dönüş yaptı. Granada'da yaşıyorlar artık.
Planım belli olunca konuştuk, pazar günleri geniş aileyle yemek yenirmiş, istisnasız saat 14.00 ile 16.00 arasında, 'muhakkak bekliyorum' dedi.

Aile ile olacaklarını öğrenince rahatsızlık vermeyeyim dediysem de dinletemedim, 'Türkiye'den arkadaşımızı görmekten çok mutlu olurlar inan bana' dedi, ikna oldum.????

Sıcacık karşılama, tanışma, hoş beş faslından sonra masayı hanımlar kurarken, beyler mutfakta paella pişiriyorlardı. Meğer bu pazar rituelinin yemeği, aynı zamanda geleneksel yemekleri olan deniz mahsullerinin binbir çeşidiyle birlikte sinsi sinsi pişen bir tür kıvamlı pilavmış, pişirme sorumluluğu da ailenin erkeklerindeymiş.

Geniş aile oldukça genişti.
İki kardeş, onların eşleri, çocukları, anne ve babalarıyla hep birlikte masaya oturuldu. Paella pek güzel olmuştu hele denizden babam çıksa yerim diyen benim için muhteşemdi.

Masada üç nesil birarada olunca sohbet oradan oraya savruluyordu bazen birbirleriye tatlı sert atışıyorlar bazen de neşeleriyle dikkatimi çekiyorlardı.

Konu döndü dolaştı Türkiye’deki güzel günlerine, nefis mutfağına, denizine, güneşine, dostane ilişkilerine, uluslararası bir şirkette çalıştıkları için daha önceki ülkelerdeki olumsuz deneyimlerine karşı bizim yabancılara hele bir de ülkemizde yaşayanlara karşı gösterdiğimiz misafirperverliğe kadar geldi.
Gururlandım...

Yaşadıkları süre zarfında gözlemledikleri, giderek artan umutsuzluğun ve karamsarlığın ne durumda olduğunu sordular.
Daha kötü olduğunu söylemeye dilim varmadı, bildiğiniz gibi işte diyerek geçiştirdim esasen oradaki neşeli ortamı bulandırmayı istemedim.

Keyifli yemek faslı bitti, masa toplandı, Türk kahveleri içildi;)

Esas kültür şoku tam burada devreye girdi.
Evin sahibinin dağıttığı yastıkları alanlar bir köşede siestasına çekildi. Bana da teklif edildi lakin ben gündüz uykusuna alışkın olmadığımı, biraz da şehrin patırtısına dahil olmak istediğimi söyledim.

 AlHamra'nın dibindeki, Endülüs'ün eski müslüman mahallesi Albaicin'in güzel sokaklarına yöneldim...

Onur Küçükkaramıklı

 Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology