Eşyalarımızdan Çok Anılarımızı Taşıyoruz
Taşınma sadece eşyaların değil, alışkanlıkların ve düşüncelerin de gözden geçirilmesini sağlar.
Bir nakliye firmasının yöneticisi, ekibiyle beraber eşyalarımızı paketlerken anlatmıştı… Yıllar önce, koca bir evin tüm eşyalarını paketliyorlar, kutuları bantlıyorlar ve sonra tıra yüklüyorlar. Fakat ev sahibi bir anda fark ediyor ki, evin kedisi kayıp.
Hiçbir yerde bulamayınca kedinin paketlerden birinin içine girdiği tahmin ediliyor ve eşyalar indirilip, hepsi tek tek geri açılıyor.
Meğer kedicik de taşınma stresine girmiş, koltuğun bir köşesine saklanmış ve koltukla beraber paketlenmiş. Neyse ki sağ salim kendisi kurtarılıyor.
Her taşınma dönemimizde nakliye firması ekibinden bunun gibi değişik hikâyeler dinleriz. En son taşınmamızda, şöyle bir şey söyledi firma yöneticisi:
“İnsanlar eşyalarının kapladığı hacmi (metreküp olarak) her zaman olduğundan daha az zannederler; öte yandan maddi değerine ise olduğundan fazla değer biçerler.”
*
20'li yaşlarımdan bu yana çok taşındım. Sık sık taşınanlar hemfikir olurlar mı bilmem; taşınmak sadece evini, eşyalarını, o evle bütünleşen anılarını geride bırakmak demek değil; eski alışkanlıklarını ve değerlerini de sorgulama imkânı demektir.
Her taşınma esnasında, hangi eşyaları yanımda götüreceğime, hangilerini depoya koyup onları belirsiz bir kadere teslim edeceğime ve hangilerine tamamen veda edeceğime karar verirken, bütün bu sürecin taşınma eyleminin kendisinden daha zor olduğunu fark eder; hayrete düşerim.
Belki de eşyalarımıza olduğundan fazla maddi değer biçmemiz de sırf bu yüzdendir: Onlara farkında olmadan bizdeki manevi değerlerini de eklediğimiz için.
İşin bir de şu tarafı var... Her yeni taşınma mevcut bağlardan bağımsızlaşma ve yeni bir çevrede kendini yeniden yaratma imkânı sunar.
*
“Hayatımda yaptığım en iyi şey bir ev sahibi olmamaktır.” der Nietzsche.
Birçoğumuzun hislerine tercüman olduğunu düşündüğüm bu ifadesiyle Nietzsche, sadece mülk edinmeden veya mülkiyet köleliğinden bahsetmez. Bir eve, statüye ya da sisteme bağlanacak kişi nasıl ki özgürlüğünü kısıtlamış olacaksa; aynı şekilde bir düşünceye veya bir tabuya yerleşerek de kendini sınırlandırmış olacaktır.
Çünkü düşünce de doğası gereği yerleşik değildir.
Çocukluğumuzun masallarından da hatırlayacaksınız; masalın kahramanı bir konu hakkında karar vermeden önce "düşünür, taşınır". Ve biz biliriz ki, kahramanımız düşünceden düşünceye geçecek ama nihayetinde aklın ve cesaretin ön planda olduğu bir karar alacaktır.
*
LinkedIn'den tanıştığım ve 20'li yaşlarını süren yolun başındaki bağlantılarımla arada bir sohbet ediyoruz. Böyle bir sohbetin bana faydası şu oluyor: Yaşamımda yapabildiklerimi ve yapamadıklarımı daha net görmemi sağlıyor.
Geçen salı günü konuştuğumuz sevgili Esra da, tam ayrılırken “Bana bir nasihat verecek olsanız bu ne olurdu?” diye sormuştu.
Maalesef o anda aklıma gelenleri önceliklendiremedim ve art arda birçok şey sıraladım. Şimdi olsa şöyle derdim:
Hep sorgulamak ve hep "taşınmak" lâzım sanırım Esra…
İnsan kök saldıkça düşünceleri ağırlaşır; oysa hareket, insanı hafifletir ve özüne yaklaştırır.











