"Gelişmiş ülke, fakirlerin araba sahibi olduğu değil, zenginlerin toplu taşıma kullandığı yerdir..."

Bazı günler şehre 05:00 ile 21:00 arasında özel araç girmesi yasaklanıyor.

"Gelişmiş ülke, fakirlerin araba sahibi olduğu değil, zenginlerin toplu taşıma kullandığı yerdir..."
"Gelişmiş ülke, fakirlerin araba sahibi olduğu değil, zenginlerin toplu taşıma kullandığı yerdir..."

Var bir hayalimiz dercesine eski Bogota Belediye Başkanı Enrique Penalosa bir vakit böyle diyor.

Ekvator çizgisine yakın And Dağlarında 3000 m yükseklikte yeryüzününün çatısındaki şehirlerden biri Bogota.

Trafik, şiddet, rüşvet, yolsuzluk, uyuşturucu, güvensizlik, eşitsizlik ve düzensizlik sebebi ile dünyanın yaşamak için en kötü şehirleri arasında iken Bogota ne oldu da küllerinden yeniden doğdu?

Başkentte herşey 1995 yılında değişmeye başlıyor.
Arka arkaya üç dönem gelen, sıradışı belediye başkanlarının yaratıcı, katılımcı ve insancıl uygulamaları yürürülüğe koyması, medeni, modern ve mutlu bir şehir yaratıyor.

İlk gelen Belediye Başkanı Antanas Mockus, o dönem silahlı çatışmalar ve suikastler nedeniyle kendisine çelik yelek giyme zorunluluğu getirildiğinde, yeleğinin önüne kocaman kırmızı bir kalp çizdirip anlamlı bir mesajla göreve başlıyor. Dürüstlüğü, insancıllığı ve muzipliği ile Bogotalıların kalbini kazanıyor.

Günlük hayatı etkileyen problemleri çözmek için kolları sıvayan başkan, şehrin belli yerlerinde trafik polisleri yerine, genel kuralları hatırlatan; karşıdan karşıya geçen yayalara yol verme, yerlere çöp atmama gibi davranışları canlı performanslar ile sergileyen pandomimciler yerleştiriyor.

Başkan şehrin ekonomisini güçlendirmek için yolsuzluk ve rüşvetin önünü kesmeyi ve düzenli olarak vergi toplamayı ve yaşam koşullarını iyileştiren sıradışı politikaları uyguluyor. Çocukları, kadınları yaşadıkları şiddeti bildirmek için cesaretlendiren, eşleri şiddete başvurmadan anlaşabilmesi için eğiten programları devreye sokuyor.

Bürokratlardan yeterince destek bulamamasına rağmen uygulamalar halk tarafından sahiplenildikçe Bogotalıların ahlaki değerlerini yükselten ve alışkanlıklar geliştirmesine destek olan birçok projenin mimarı oluyor.

Ondan sonra gelen Belediye Başkanı Enrique Penalosa ise ‘Tasarım ile Eşitlik’ vizyonu ile şehrin simasını değiştiyor. Kanalizasyon, elektrik ve su altyapısı iyileştirilirken, şehrin atıl alanları tüm halkın eşit koşullarda faydalanabildiği okullar, hastaneler, kütüphaneler, kültür merkezleri, parklar, bisiklet yolları ile donatıyor. Graffiti sanatının en güzel örnekleri için bile şehir Penalosa'ya borçlu.

Döneminde dünyadaki ilk metrobüs projesi, Transmilenio'yu örnek toplu taşıma aracı olarak devreye sokuyor. Şehrin trafiği toplu taşımaya kaydığı gibi ulaşımı hızlandırmış ucuzlatmış oluyor. Hatta İstanbul'a ilham oluyor.

Ve ne oluyor biliyor musunuz?
Bazı günler şehre 05:00 ile 21:00 arasında özel araç girmesi yasaklanıyor.

Düşünüyorum da, biz de bunun olabileceği tek bir şehir bile bulamıyorum.

Kolombiya çok mu gelişmiş?
Ülkenin ekonomisi çok mu iyi?
Gelir seviyesi çok mu yüksek?
Hepsine cevabım: Hayır.

Lakin toplumsal eşitliği ve sürdürülebilir şehirleri önceliklendiren belediye başkanları yahut liderlerin, toplumsal kalkınma vizyonuna nasıl bir etkisi olduğunu mükemmelen yansıtıyor.

Onur Küçükkaramıklı

  1. derece bağlantı
Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology
Resim önizleme