En büyük rakibimiz “uyku”.

Derin uyku yani REM uykusu önemli.

En büyük rakibimiz “uyku”.
Yıllar önce, Netflix’in Türkiye lansmanı yapılırken, kurucusu Reed Hastings’le olan bir söyleşide, Serdar Kuzuloğlu ona “Netflix olarak Türkiye’deki rakibiniz kim?” diye sormuş. Hastings’in salonda çok alkış alan cevabı şöyleymiş:

En büyük rakibimiz “uyku”.

“Uyuyarak acaba neleri kaçırıyorum?” hissinin hemen hepimizde olduğu ve teknolojik araçların bize sürekli “daha az uyu!” baskısını yaptığı bir düzende nasıl derin bir uyku çekmeyi başaracağız?

Geçen yazıya sevgili Ilkay ALP
bir yorum bırakmıştı. Onun sayesinde “kronobiyoloji” ve “uyku” konusuna girip, konunun içinden hafta boyu çıkmayı başaramadım.

Bu pazar, benimle beraber siz de düşünmek ister misiniz?

*

Bir bilim dalı olan “kronobiyoloji”, fiziksel ve zihinsel olarak etkisi altında kaldığımız biyolojik ritimleri, döngüleri inceliyor. Bu bilim dalının ortaya çıkışının ardındaki ilginç hikâye ise şöyle:

Yıl 1962 ve 1972…
Michel Siffre adındaki bir Fransız speleolog (mağara bilimcisi), kendini saatin, takvimin olmadığı, ışığın girmediği iki farklı mağara içinde önce 2 ay süreyle ardından da 6 ay süreyle izole ediyor.

Amacı, “zamandan bağımsız” yaşayınca insanın doğal yaşam döngülerinin bundan nasıl etkileneceğini tespit etmek. Siffre, kendini yapay ölçümlerden bağımsızlaştırarak, vücudu sadece ondan istediğinde uyuyor ve yemek yiyor.

Uzun yıllar süren deneyleri ile “insan kronobiyolojisi”nin temellerini de atan Siffre şu öncül tespitleri yapıyor:

Derin uyku yani REM uykusu önemli. Kişi, gün içinde her 10 dakika fazladan yaptığı aktiviteye karşılık 1 dakika ekstra REM uykusu elde edebiliyor.
Ve ne kadar fazla derin uyursa, rüya görürse uyanık olduğu vakitlerdeki tepki süresi o kadar kısalıyor; verimliliği de artıyor.

*

Düşünün… 1950'lerde 8 saat olan ortalama uyku süresi şimdilerde 5 saate kadar düşmüş. Ergenlik dönemindeki bir çocuğun 9 saat uykuya ihtiyacı varken, bugün çocuklarımız ortalama 5 saat uyuyormuş. Nedeni ise malum… Teknolojik araçlar.

Bir başka yazımda da bahsettiğim Matthew Walker’ın “Neden Uyuruz?” kitabından bir hayli fayda sağlamıştım. 21. yüzyıldaki en büyük kamu sağlığı sorununun “uyku kaybı salgını” olduğunu söyleyen Walker’ın aslında üç basit önerisi var.

Diyor ki:

*"Düzenlilik" iyi uykunun sırrı. Hafta sonu dahi olsa aynı saatte uyumaya ve aynı saatte uyanmaya özen gösterin.

*Odayı ortalama 18 derecede; serin tutun.

*Yatakta çok uzun süre uyanık kalıyorsanız, vücut orayı uyanıklık merkezi olarak algılamasın diye, başka odaya giderek başka bir şey yapın. Uykunuz geldiğinde yatağa dönün. Sürekli saate bakmak uykusuzluğun temel nedeni.

*

Biliyorsunuz; bir de "uyuma"nın ve "rüya görme"nin pek olumlu olmayan mecazi anlamları vardır.
Onları bir kenara bırakırsak, beynin öğrenme ve hafıza kapasitesini artırmanın tek yolu: Uyku.
Rüya görmek de derin uykuya geçtiğimizin bir işareti.

“Rahat bir uyku her şeyi düzeltir diyordum; fakat rüyaları hesaba katmamışım.” der Ahmet Hamdi Tanpınar.

Ama siz ona aldırmayın; bol bol rüya görmeye bakın.

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker
 
Bu resim için alternatif metin açıklaması yok