Doğru Belli Olsa da Neden Fikrimizi Değiştirmiyoruz?

İnsanların yanlış bilgilere rağmen neden fikir değiştirmediğini, doğrulama yanlılığı ve grup aidiyeti kavramları üzerinden ele alan araştırmalar, değişimin nasıl mümkün olabileceğini anlatıyor.

Doğru Belli Olsa da Neden Fikrimizi Değiştirmiyoruz?

Herşey bu kadar netken, nasıl hala karşı tarafı destekliyorlar diye soruyorsunuz değil mi?

Uzun zaman uzmanlar insanların yanlış şeylere inanmasının sebebinin bilgi eksikliği olduğuna inandı. Yani insanalar okursa, öğrenirlerse doğruyu görebilirdi.

Ama göremiyorlar.

Stanford’da yapılan bir deneyde ölüm cezasını destekleyen ve karşı olan iki gruba biri ölüm cezasının caydırıcı olduğunu, diğeri ise olmadığını söyleyen iki araştırma gösteriliyor. İnsanlar iki araştırmayı da okuduktan sonra kendi fikrini sorgulamaya mı başlıyor? Hayır, kendi fikrinden daha daha emin oluyor. Ama ben zekiyim diye düşünüyorsanız, kötü haber: IQ’sü daha yüksek olanlar, inandığı fikre daha çok inanmakla kalmıyor, karşı fikrin neden yanlış olacağına dair argümanlar üretip, daha da kendinden daha da emin bir konuma geliyor. Buna doğrulama yanlılığı deniyor.

Gerçeklere gözümüzü kapamamızın diğer sebebi, grup aidiyeti. Fikirler hangi gruba ait olduğumuzu söylüyor ve bundan dönmek kolay değil. Çünkü ölüm cezasına karşı çıkarsanız, belki de tam anlamıyla bir cumhuriyetçi olamazsınız artık. Hem o aidiyeti istiyoruz, hem de kendi grubumuzdan dışlanmak istemiyoruz.

Peki herkes kendi cephesinde kalıp, asla fikrini değiştirmeyecek mi? İyi haber, insanlar fikrini değiştirebiliyor. Sadece bunu bilgiye veya gerçeklere dayanarak yapmıyorlar. Klişe hikaye: Bir ırkçı, solcuya aşık olur ve ırkçı olmaktan vazgeçebilir.

Elbette herkes herkese aşık olamaz. Ama insanların fikrini değiştiren konuşmalar, bir tartışmadan çok, flörtleşmeye benziyor. Yargılamanın olmadığı, merakın olduğu sohbetler. Bu sohbetler bilgi eksikliğini gidermiyor, kutuplaşma sonucu oluşan korku ve ön yargıyı ortadan kaldırıyor. Kişi tartışmada kendini tehdit altında hissetmediğinde, kendi durduğu tarafı sorgulamaya başlayabiliyor. Karşı tarafa karşı bağ geliştiriyor ve karşı tarafın argümanlarının kredibilitesi artıyor. Ve sonuçta, aslında iki taraf da birbirine yaklaşıyor.

Karşınızdaki “cahil adama” veya "vatan haini genç”e gerçekleri öğretmek ya da had bildirmek yerine “Protestoların haklı veya haksız olduğunu sana düşündüren nedir” diye sorup onları dinlediğinizde, ilişki kurduğunuzda, değişim başlıyor.

Ve fikir değiştirebilen kişileri yönetmek elbette futbol takımı tutar gibi sizi destekleyen kişileri yönetmekten çok daha zor. Tam da bu sebeple, siyasetçiler bizi kutuplaştırma yolunu seçiyor.
Oysa huzurlu bir toplum ayrışa ayrışa değil, birleşe birleşe oluşuyor.

Sizce?

Gülru Erkmen Hujara

 Career & Education Consultant ▪︎ Founder of Coaching for Global Minds