DOĞMADIĞIMIZ GÜNLERİ ÖZLEMEK

Çevremizde garip bir mutabakat olduğunu kabul ederek başlıyorum “90’lar daha iyiydi”

DOĞMADIĞIMIZ GÜNLERİ ÖZLEMEK

Nostalji ve Gerçeğin Yerine Geçenler…

Çevremizde garip bir mutabakat olduğunu kabul ederek başlıyorum “90’lar daha iyiydi”

Bu cümleyi söyleyenlerin bir kısmı o yıllarda gençti, bir kısmı çocuktu ve bir kısmı henüz dünyaya bile gelmemişti. Ancak devamı hepimiz için çok tanıdık: Dünya daha basitti, daha insaniydi, daha rahattık… Farklı kelimelerle de söylesek bu tonda devam eden, birbirimizi onayladığımız bir sohbetten bahsediyorum. Meraklı ve biraz rahatsız etmeyi göze alan sorum ise “Bu kadar geniş bir uzlaşma ne kadar sağlıklı?” Ya da insan içinde olmadığı bir zamanı bu kadar net ve güvenle özleyebilir mi?”

Belki de “mesele 90’lar değil, bugünün gerçekliği ile ilişki kurmakta giderek zorlanmamız” olabilir mi? Fonda referans alacağımız düşünür ise “gerçeklik” dediğimiz her neyse onun başına neler geldiğini en çok dert eden isimlerden biri: Jean Baudrillard

Baudrillard’ın Asıl Meselesi

Jean Baudrillard II. Dünya Savaşı sonrasın Avrupa’sında büyür, ya da yıkımın sonrasında inşa edilen “normal hayatın” içinden gelir. Refahın, bolluğun, tüketimin daha olağan karşılanmaya başladığı yıllarda meselesi günlük yaşamın tam ortasındadır. Reklamlar, parlak vitrinler, paranın dolaşımı ve tüketim alışkanlıklarını  izlerken şunu fark eder: “İnsanlar nesnelerle değil, nesnelerin taşıdıkları anlamla ilişki kurmaktadır.”  Artık anlamın nesnenin kendisinin önüne geçtiği yerde (Pazarlama 101 tadında kalmış olabilirim) insanlar gerçeğin temsilleriyle yaşamaya başlıyorsa, “gerçek ne kadar gerekli” sorusuyla birlikte simülasyon kavramına doğru ilerler.

Netleştirmeye çalışacağım nokta yaygın kanının aksine “hiçbir şey gerçek değil” demez, onun derdi “ikna edicilik” süreci olur. Çünkü gerçekliğin bir anda ortadan kaybolmadığını, aşama aşama yer değiştirdiğini anlatmaya çalışır. Bu süreç öyle gürültülü de çalışmaz, daha sessiz bir şekilde pek de anlamaya fırsat vermeden gerçek yerini temsil edene bırakır. Günün sonunda temsil, kendi başına işleyen bir düzene dönüşür.

Baudrillard diliyle devam edersek biraz günlük hayatın içinde alışkanlıklar zinciri gibi de okuyabileceğimiz dört aşamaya geliriz.

Ne Düşünüyorsun?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Türkiye Günlüğü Yönetici